<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167</id><updated>2011-11-27T15:22:48.812-08:00</updated><category term='Bilimsel'/><category term='Sorun ve Çözümler'/><category term='Biyoloji'/><category term='Ruhun Gıdası'/><category term='Bilgisayar'/><category term='Sağlık'/><category term='İnceleme'/><category term='Felsefe'/><category term='Web'/><title type='text'>Bilgi Birikimdir</title><subtitle type='html'>Beyin fırtınası</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>68</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-4222851750070857695</id><published>2009-08-22T15:29:00.001-07:00</published><updated>2009-11-19T10:02:55.100-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Sağlıklı diyet için kefir</title><content type='html'>Günümüzde fazla kilolar ve ileri boyutta obezite hastalığı insanlığın en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı bir kent yaşamı ,kirlenmiş bir atmosfer,aşırı stres,dengesiz beslenme ve doğal olmayan gıdalar vücudumuzun dengesi bozmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareketsizliğin üzerine eklenmesi ile hantal ve sürekli artan kilolu vücutlar…. Ve bütün bu dengesizliğin sonucu çeşitli hastalıklar ;kemik ve kaslardan başlayan kalp ve damar rahatsızlıklarına yüksek kolesterol ve tansiyona kadar uzanan rahatsızlıklar….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu bir yaşam sürdürmek isterken ,sadece karnımızı doyurmak için yaptığımız bilinçsiz beslenmeler ,aşırılıklara kaçan atıştırmalar bizi mutsuz bir yaşamın içine doğru itmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’deki kadınların % 41 ‘i obezite, bir o kadarı da obezite sınırında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo verme, biraz olsun zayıflama, kendimizi iyi hissedeceğimiz bedensel ve zihinsel bir rahatlama için çeşitli diyet ve zayıflama formüllerine dört elle sarılır hale geldik.O kadar çok isim altında diyet programları medyada yayınlanmaya başladı ki hangisini uygulamak daha sağlıklıdır veya hangisi metabolizmamıza uygundur bizi bir karmaşanın içine itmekte ve sürekli kafamız karışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle hangi diyeti uygularsak uygulayalım, normal aldığımız gıdaları eksilterek yani “aç kalarak” diyet programlarına başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aç kalmak” öncelikle mide asitinin yükselmesine yol açmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açlık mide salgılarını azalmakta; öncelikle ağız kokusu , gastrit, reflü ve ileri boyutta ülser başlangıcı olabilecek mide problemleri başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsak florasındaki denge bozulmakta, vitaminler azalmakta, probiotik bakteriler zayıflamakta ve dolayısıyla bağışıklık sistemi çökmeye başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kolay hastalanabilecek bir ortama doğru yol alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce bağırsaklardaki sindirim ile vitamin ve mineral sentezi etkinliğini yitirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla böbrekler başta olmak üzere karaciğer,kalp ve beyin gibi organların yeterli besin maddesi alamadıklarından birbirini takip eden şekilde olumsuz etkilenmesi söz konusu olmakta,bu organlar ritmik olarak görevlerini yapamamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirlerimiz gerilirken, kendimizi daha yorgun ve halsiz hissettiğimiz bir kabus ortamında gel-gitlerin içinde bir işkenceye dönüşen diyet bizi canımızdan bezdirmektedir. Çoğunlukla başlanılan diyet yarıda bırakılmakta veya aksatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altınkılıç Light &lt;a href="http://www.altinkilic.com/kefir.html"&gt;Kefir&lt;/a&gt;’i aç karnına içtiğiniz zaman öncelikle sizi tok tutacak az yemenizi sağlayacaktır. Acıkmayacağınız yani midenizde kazıntı diye tabir edilen sizi yemeye zorlayan olumsuzluklar ortadan kalkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide salgısı artacak, mide asitiniz yükselmeyecektir.Mide ve bağırsaklarda probiotiklerin sayısı ve etkinliği artacak ,bağışıklık sistemi güçlenecek ,olası hastalıklara karşı savunma ve direnç artacaktır.Bağırsak florasındaki vitaminler çoğalacak.Sindirim daha mükemmel hale gelecek ,kabızlık sorunu ortadan kalkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besin sentezi, vitamin ve mineral emilimi artacak tam bir beslenme sağlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senkronize olarak böbrekler, karaciğer, kalp gibi organların çalışmasında hiçbir sorun kalmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuttaki toksit maddelerin atılımı artacak, böbrek taşlarının oluşumu engellenecek ve en önemlisi dokulardaki ve kandaki yağlar hızla eritilecektir. İçerdeği güçlü asitler yağların çözümlenmesinde etkin rol oynayacaktır.Kolesterol ile tansiyon dengelenecek ve normale dönecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerilen sinirlerin yatışması için içerdiği triptofan amino asidi ile anti stres minerali olan magnezyumun sentezi etkin bir şekilde çözüm olacaktır.Aynı zamanda kronik yorgunluk ,stres azalacak , uykusuzluk ve depresyon gibi rahatsızlıklar azalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalsiyum zenginliği itibariyle kemiklerin güçlenmesi artacak, kasların kuvvetli olmasını sağlanacaktır. Herhangi bir kanama ve yaralanma riskinde K vitamini üretiminde tek üretici olan probiotikler hemen görevlerini yerine getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altınkılıç Light Kefir tek başına zayıflatma iddiası taşımamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulanan diyette metobolizmanın çökmesi engellenecek, bağışıklık sistemi güçlenecek, vücudun gereksinimi olan vitamin ve mineraller eksiksiz bir biçimde light kefirden sağlanacaktır. Maksimum orandaki besinler minimum hacimde alındığı için mide ve bağırsaklar üzerinde basınç olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altınkılıç &lt;a href="http://www.altinkilic.com/urunler_164_Altinkilic-KEFIR.html"&gt;Light Kefir&lt;/a&gt;’in % 1 yağ oranı ile riskler ortadan kalkacak ve içerdiği prebiotik lifler ile canlı mikroorganizma olan probiotiklerin kolonize yapı oluşturacağı sağlıklı bir zemin oluşturulacaktır. Laktoz oranı çok düşük olduğu için şişkinlik ve hazımsızlık yaşanmayacaktır.Doğal olarak içerdiği CO2 gazı sindirim kolaylaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altınkılıç Light Kefir’i aç veya tok karnına her öğün sabah, öğlen ve akşam hatta yatmadan önce istediğiniz zaman rahatlıkla içebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçme oranında bir sınır yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.altinkilic.com/"&gt;Altınkılıç&lt;/a&gt; Light Kefir’i sadece diyet uygulamalarının değil günlük beslenme alışkanlığının en önemli gereksinimi olarak görmekte yarar vardır. Sürekli içilmesi halinde hem hastalıklardan korunmuş olunacak, hem de hücre yenilenmesine katkılarından dolayı gençlik ve dinçlik sağlanacaktır., &lt;a href="http://www.altinkilic.com"&gt;Peynir&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-4222851750070857695?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/4222851750070857695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/08/saglkl-diyet-icin-kefir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4222851750070857695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4222851750070857695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/08/saglkl-diyet-icin-kefir.html' title='Sağlıklı diyet için kefir'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8559459318336822039</id><published>2009-07-23T17:32:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:33:45.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Vitaminler ve Bulundukları Yerler</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;A Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer, yağsız et, süt, tereyağı, yumurta, yeşil ve sarı sebzelerde.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;B Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, yerfıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;B1 Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Buğday, pirinç, mısır, yulaf, darı, çavdar ve bunlarla yapılan besinlerde, kepek ekmeğinde, mantar ve bira mayasında.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;B2 Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Süt, peynir, yoğurt ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;B6 Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kümes hayvanları, sığır ve koyun eti, karaciğer, yumurta ve sütte.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;B12 Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer, et ve yumurtada.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;C Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Portakal, mandalina, greyfurt, limon, havuç, çilek, kavun, taze kırmızı ve yeşil biber, lahana, maydanoz, kuşburnu ve yeşil sebzelerde.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;D Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Balıkyağı, süt ve tereyağında.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;E Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Buğdayda, pirinç, mısır, çavdar, marul, yerfıstığı, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ay çiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;K Vitamini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Et, karaciğer, domates, kabak, karnabahar, ıspanak ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8559459318336822039?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8559459318336822039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/vitaminler-ve-bulunduklar-yerler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8559459318336822039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8559459318336822039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/vitaminler-ve-bulunduklar-yerler.html' title='Vitaminler ve Bulundukları Yerler'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1416021945442031733</id><published>2009-07-23T17:32:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:32:49.611-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>K Vitamini</title><content type='html'>Asıl adı naftakinondur. Doğada K-1 ve K-2 olarak iki şekilde bulunur. K-1 vitamini bitkilerde olan, iki form halinde, filokinon ve fitomenadion olarak adlandırılan cinsidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K-2 ise barsaklardaki bakteriler tarafından da üretilen, bir çok çeşidi bulunan bir grup menakinon denen organik bileşenlerdir. Sentetik olarak üretilen cinsine de K-3 menadion denilir ve doğal olanlardan 2 kat daha güçlüdür. Yağda eriyen bir vitamin olması sebebi ile barsaklardan yağlarla emilerek karaciğere gelir. Isıya dayanıklıdır. Alkali, kuvvetli asitler, radyasyon ve okside edici ajanlar tarafından etkisizleşir. Fazla E Vitamini alınması, K Vitaminin emilimini bozar. Yoğurt, kefir asitlenmiş süt barsaklardaki bakterilerin K Vitamini üretmesini arttırır. Barsak bakterilerinin aleyhine olan antibiyotikler K Vitamini üretimini engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K Vitaminin Etkileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karaciğere gelen K Vitamini burada üretilen bazı pıhtılaşma faktörlerinin yapımında rol alır. (İnsan vücudunda kanayan bir dokudan kan kaybının önlenmesi amacıyla pıhtılaşma mekanizması denilen bir sistem devreye girer. Pıhtılaşma olayı ise bir dizi reaksiyonlar sonucunda oluşan ve faktör adı verilen maddeler ve hücreler aracılığı ile oluşan doğal tıkaçlar ve yamalardır. Faktörler Romen rakamları ile numaralanırlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu faktörler ;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;II. Faktör veya protrombin&lt;br /&gt;VII. Faktör&lt;br /&gt;IX. Faktör&lt;br /&gt;X. Faktör&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca K Vitamini Potasyum ve kalsiyum ile beraber protrombinin trombin haline dönmesine etkilidir. Bu trombin maddesi de fibrinojenden fibrin tıkaçlarının oluşmasını sağlar. Diğer bir yönden kumarin maddesi ile rekabete girer. Çünkü bu madde de tam aksine protrombinin aleyhine çalışarak pıhtılaşmayı önleyici özelliktedir. Aspirin gibi salisilatlar K Vitamini gereksinmesini arttırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K Vitamini Eksikliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;K Vitamini vücutta önemli miktarlarda depolanmaz. Zira günlük gereksinim diye bir miktar pek söz konusu değildir. Çünkü insan vücudu normalde kanamaz, ancak bir neden sonucu kanama olur ve ihtiyaç miktarı o zaman ortaya çıkar. K-2 vitamini barsaklardaki bazı bakteriler tarafından üretilebilmektedir. Ancak barsakları ilgilendiren kolit, ileit, spru, çöliak, gibi hastalıklar ve bazı ameliyatlar, genetik ve edinsel karaciğer hastalıkları buna yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vitaminin eksikliğinde net olarak kanamaya eğilim artmakta ve kişiler kolaylıkla kanama sorunu ile karşılaşırlar.&lt;br /&gt;Pıhtılaşma süresi de doğal olarak uzamaktadır.&lt;br /&gt;Yetersiz beslenme ile eksikliği nadirdir. Daha sık olarak yeni doğan bebeklerde barsakları bakteri içermediğinden ve oldukça steril besinler aldıkları için ayrıca karaciğerlerinde de bu pıhtılaşma faktörlerinin yapımı henüz yeterli olmadığından, görülebilir.&lt;br /&gt;Yeni doğan bebeklerde göbek kanaması bu nedenle oluşur. Bunun önüne geçmek için doğumdan hemen sonra&lt;br /&gt;K Vitamini iğnesi yapılması gerekir. Daha sonra barsakları flora dediğimiz bakterilerine kavuşunca bu durum kendiliğinden çözümlenir. Anne sütü K vitamini açısından fakirdir.&lt;br /&gt;Antibiyotikler barsakta K Vitamini üreten bakterilerin de ölmesine yol açarlar.&lt;br /&gt;Ayrıca salisilat gibi bazı ilaçlar (Çocuklarda kullanımı çok nadir, daha ziyade erişkinlerde) K vitaminin etkisinin tam tersi etki gösterirler. Bunların etkisiyle K vitamini eksikliği oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksikliği göbek kanaması dışında, burun kanaması, idrar ve dışkıda kan bulunması, küçük darbelerde bile morarma ve kanamalar olması, kanayan bir dokuda kanamanın durmaması ve kabuk oluşamaması gibi belirtilerle anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca beyin ve diğer iç organ kanmaları ile rahim içi kanama sonucu düşükler de meydana gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak bu belirtilerin yegane sorumlusu bu vitaminin eksikliği değildir. Başka nedenler de bu arazların oluşmasının sorumlusu olabilirler. Yazılanlar K Vitamini eksikliğinde oluşabilecek sorunlardır ve çoğu oldukça nadir görülebilecek durumlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K Vitamini Fazlalığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fazlalık doğal K vitamini ile oluşmaz. Yiyecekler ile alınan K-1 ve barsaklarda üretilen K-2 Vitaminlerin fazlası kolaylıkla atılabilir. Fakat sentetik ve suda eriyen anolog (benzeri) menadion, konakion gibi K-3 tipindeki sorunlara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vitaminin fazlalığı da eksikliğinin tam tersi etki yapacaktır.&lt;br /&gt;Aşırı pıhtılaşma ve bunun da sonucunda damarlarda tıkanmalar meydana gelir.&lt;br /&gt;Karaciğer fonksiyonlarında bozulmalar oluşur.&lt;br /&gt;Kandaki alyuvarların parçalanmalarına yol açılır.&lt;br /&gt;Kızarma, terleme ve göğüs sıkışması meydana gelir.&lt;br /&gt;Yeni doğan bebeklerde sarılık ve safra boyalarının (Pigmentlerin) beyin ve omurilikte birikmesine neden olur.&lt;br /&gt;Keza fazlalık oluşması eksikliği gibi nadiren olabilecek bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K Vitamini Gereksinimi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu gün için alınması gerekli günlük miktarı ilan edilmemiştir. Ortalama bir beslenme ile günde asgari 75 - 150 mikrogram alınmaktadır. Günlük 300 mik.gr yeterlidir. Önerilen kilo başına 2 mik.gr.dır. Yeni doğan bebeklere 10 miligr. Lık tek bir enjeksiyon, gerektiğinde kg. başına 1 - 2 mg. la devam edilir. Bu miktarlar onların özel durumu ve ihtiyaçlarının farklı olmasındandır. Bir çok vitamin reçetesiz satılmasına karşın yurt dışında K Vitamini reçetesiz satılmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;K Vitaminin Doğal Kaynakları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;En çok karaciğer, peynir, tereyağı, marul, lahana gibi besinlerde bulunur. En zengin yeşil çay ( 100 gr.da 700 mikrogr. ) iken siyah çayda 0 dır. Çiçek yağı, patates, ekmek gibi besinlerde yok denebilecek kadar azdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1416021945442031733?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1416021945442031733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/k-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1416021945442031733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1416021945442031733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/k-vitamini.html' title='K Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2791754690539631340</id><published>2009-07-23T17:31:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:32:04.180-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>E Vitamini</title><content type='html'>E vitamini, yapılan çalışmalarda tıp dünyasının dikkatlerini üzerine toplamaya devam ediyor. E vitamini (C vitamini ve beta karoten gibi) "serbest radikalleri" yani bir elektronu eksik olan oksijen moleküllerini tutarak hücrelere zarar vermesini önleyen "antioksidan" özelliğe sahip bir madde. Antioksidanlar bir elektronlarını serbest radikallere vererek bunları zararsız duruma getiriyorlar. Antioksidanlar ortamda bulunmadığında ise serbest radikaller canlı hücrelerden elektron çalarak hücrelere zarar veriyorlar. Böylece sonu kansere kadar varabilen hücresel değişimler meydana geliyor. Son çalışmalara göre, bir antioksidan olan E vitamininin bazı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;potansiyel faydaları şunlar: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;E vitamini desteğinin kalp hastalığından koruyucu etkisi var.&lt;br /&gt;E vitamini alınması bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltıyor.&lt;br /&gt;E vitamini Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor.&lt;br /&gt;E vitamininden zengin beslenmenin Parkinson hastalığından koruyucu etkisi olabilir.&lt;br /&gt;E vitamini alınması yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendiriyor.&lt;br /&gt;Uzmanlar E vitaminine ilişkin umut verici haberleri değerlendirirken E vitamininin yararları için daha güçlü kanıtlar sağlayacak olan randomize, kontrollu çalışmaların sürdüğünü belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;E vitamini almanın riskleri var mıdır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kanın pıhtılaşmasını azaltan antikoagülan ilaçları alan kişilerin E vitamini alması önerilmiyor çünkü bu ilaçlarla birlikte alınan E vitamini pıhtılaşma zamanını uzatabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En uygun E vitamin dozu nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;E vitaminiyle ilgili çalışmalarda 50 IU (uluslararası ünite) ile 1,200 IU arasındaki dozlar kullanılmıştır. Kalp üzerinde yararlı etki için günlük E vitamini dozunun en az 100 IU olması gerekir. Kalp hastaları için önerilen doz genellikle günde 400 IU dozudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;E vitamini alınması tavsiye edilir mi? &lt;/span&gt;E vitamini doktorların en çok tavsiye ettikleri vitaminlerdendir. Bazı uzmanlar özellikle kalp hastalarına E vitamini vermektedir.Tek başına diyetle yeterli E vitamini almak güçtür. Ama unutmamalı ki hiç birvitamin sağlıklı beslenme ve düzenli bedensel aktivitenin yerini tutamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2791754690539631340?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2791754690539631340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/e-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2791754690539631340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2791754690539631340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/e-vitamini.html' title='E Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-6021841376372954269</id><published>2009-07-23T17:31:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:31:38.873-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>D Vitamini</title><content type='html'>Kalsiyumun güçlü kemikler için temel öneme sahip olduğunu biliyorsunuz. Ancak kemiklerinize ulaşan kalsiyumun miktarını artırmak için D vitaminine ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bu yüzyılın başında D vitamini noksanlığının raşitizme yol açtığı keşfedildi ve bu vitaminin, beslenmenin temel öğelerinden biri olduğu anlaşıldı. Çocukluk çağında görülen raşitizmde kemik gelişimi bozuluyor ve kemiklerde biçim bozuklukları ortaya çıkıyordu. Bugün D vitamini desteği sayesinde, çocuklarda D vitamini noksanlığı neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldı ama yetişkinlerin de D vitamini alımına dikkat etmesi gerekiyor. Vücudumuz güneş ışınları ve besinlerden D vitamini üretir. Cildimiz ultraviyole ışınlarına maruz kaldığında, cildimizdeki kimyasal bir madde, D vitamininin inaktif formuna dönüşür. Bazı besinlerde de D vitamini bulunur. Tereyağ, yumurta ve yağlı balıklar doğal D vitamini kaynaklarıdır. D vitamini katkılı süt, margarin ve bazı kahvaltılık tahıllarda D vitamini bulunur. İnaktif D vitamini, kan yoluyla karaciğere getirilir ve burada vücudun kullanabileceği aktif forma dönüşür. D vitamininin aktif formu, ince barsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar. D vitamini ve kalsiyumun uzun süreli eksikliği osteoporoza neden olur. Osteoporozda kemikler dayanıksız ve kırılgan bir durum alır. Daha seyrek olarak, yetişkinlerde D vitamini eksikliği sonucunda kemiklerde yumuşama ve biçim bozukluğu ile kendini belli eden osteomalazi ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;D vitamini sentezi ile etkileşen faktörler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vücudumuz, D vitaminini güneş ışınları yardımıyla sentezlediğinden haftada üç defa 10-15 dakika süreyle kolların, ellerin, yüzün doğrudan güneş ışığına maruz bırakılması, D vitamini sentezini uyarır. Ancak sağlık sorunları nedeniyle kapalı mekanlarda bulunan veya yeterli güneş görmeyen bölgelerde yaşayanlarda D vitamini eksikliği görülebilir. Kış aylarında güneşin yetersiz olması ve kalın giysiler de D vitamini yapımının azalmasına neden olur. Yapılan bir çalışma 66 ile 99 yaşları arasındaki kişilerin kış aylarında D vitamini depolarının azaldığını ortaya koymuşur. Yaşla birlikte vücudun UV ışınlarından D vitamini sentezleme yeteneği azalır. Böbrek veya karaciğer hastalığı nedeniyle inaktif D vitaminin aktif forma dönüştürülme yeteneği azalır. Şipru gibi yağ emilini azaltan barsak hastalıkları D vitamini emilimini de azaltırlar. Aritmi ve epilepside kullanılan fenitoin de D vitamini noksanlığına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yeterli D vitamini almak için ne yapmalı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Biraz güneşe çıkın--Yaz aylarında haftada üç defa 10-15 dakika güneşlenin. Böylece kış aylarında harcayacağınız D vitaminini karaciğerinizde depolamış olursunuz. Cildin düzenli olarak kısa sürelerle güneş ışınlarına maruz kalması, cilt kanseri riskini artırmamaktadır. Daha sık güneşe çıkıyorsanız koruyucu filtreleri olan güneş yağları kullanın.Genel olarak ne kadar koyu tenli iseniz yeterli D vitamini sentezi açık tenlilere göre daha fazla güneşte kalmanız gerekir. Süt için--Genç yetişkinler için günde iki bardak süt içilmesi, günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Bu miktar yaşlılar için yeterli olmayabilir. Menopoz sonrasındaki kadınlar ve 55 yaşın üzerindek erkeklerde osteoporozu önlemek için ilave kalsiyum ve D vitaminine gerek vardır. Kalsiyum ile birlikte D vitamini alan kadınlarda kemik kırıkları riski azalmakadır. Bu nedenle bazı doktorlar orta yaşlılara günde 400 IU (uluslararası birim) D vitamini tavsiye etmektedir. Özellikle az güneşe çıkanların D vitamini desteğine ihtiyacı vardır. Birçok multivitamin ve mineral desteği tabletinde 400 IU D vitamini vardır. Kalsiyum tableti alıyorsanız içinde D vitamini de bulunmasına dikkat edin. İçinde 200-400 IU D vitamini bulunanları tercih edin. D vitamini ve A vitamini kombinasyonları iyi bir seçim değildir çünkü bunlarda kalsiyum yoktur. Doktorunuz tarafından verilmemişse günde 400 IU'dan fazla D vitamini almayın. D vitamini vücutta depolandığından dolayı fazla miktarda (günde 2,000 IU) D vitamini toksik etkilere neden olabilir. D vitamini zehirlenmesinin belirtileri bulantı, kilo kaybı, sinirlilik, karaciğer, böbrekler ve yumuşak dokularda kalsiyum birikimdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-6021841376372954269?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/6021841376372954269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/d-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6021841376372954269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6021841376372954269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/d-vitamini.html' title='D Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1547293021649522695</id><published>2009-07-23T17:30:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:31:16.164-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>C Vitamini</title><content type='html'>1742 yılında İngiliz Donanma Doktoru James Lind ; dişetleri şişliği, kanaması , ciltte kanamalar ve yaralar ile seyreden Skorbüt hastalığını limon suyu kullanarak tedavi etmişti. 1928 yılında Albert Szent tarafından sentez edilmiştir. Askorbik Asit, monosakkarit türevidir. C Vitamini'nin asiditesi 3. karbonunda yer alan enol hidrojenine bağlıdır. Oksitlenmesinin ilk ürünü Dehidro L. Askorbik Asit olmaktadır. İnsanlardaki değişimi de bu aşamada kalmaktadır. Canlılarda C vitamini oksitlenmiş ve indirgenmiş olarak iki şekiliyle bulunmaktadır. Bu tepkime iki yönlüdür ve her ikisi de C vitamini aktivitesi gösterir. (Dehidro Askorbik Asit tekrar oksitlendiği zaman vitamin aktivitesini kaybeder. ) Bitki ve hayvanlar C vitamini sentez edebildikleri halde insan L.Gulonoksidaz enzimine sahip olmadığı için C Vitamini sentezi yapılamaz. C Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta depolanmaz ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. C Vitamini suda kolay çözülür. C Vitamini beyaz kristal toz halindedir. Besin maddelerinde yer alan Askorbik Asit hava ile teması sonucu okside olur ve vitamin etkisini kaybeder. Çiğ besin maddelerinde Askorbik Asidi okside edecek enzim yer alır ve bu enzim besin maddesi sağlamken aktivite göstermemektedir. Kesme veya soyma gibi durumlarda enzim aktifleşerek Askorbik Asidi okside eder. Bu enzimin aktivitesi bakır iyonu varlığında artmaktadır. C Vitamini ince bağırsaklarda emilmektedir. 100 mg'a kadar dozlarda emilimi % 95 lere dek olabilmekteyken miktar arttıkça emilim de azalmaktadır. ( 1 gram C Vitamini alındığında emilim % 70' lere kadar düşer. ) Bu nedenle besin maddeleri ile alınan C Vitamini , saf alınan C Vitamini'nden daha iyi emilir. Emilimle birlikte kanda hızla gözlenir. Fazla C Vitamini idrar ile oksalat şeklinde atılır. C Vitamini oksidoredüksiyon reaksiyonları ile indirgenmiş formu olan Dehidroaskorbik Asit olarak görev yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;C Vitamini ; vücudun savunma sisteminin güçlenmesini , nezle ve gripde oluşan belirtilerin hafiflemesini ve besinlerle vücuda alınan demirin emiliminin artmasını sağlayabilen bir maddedir. C Vitamini , insan vücudunda depolanmamaktadır. ( Karaciğerde minimal depolandığı iddia edilmektedir.) C vitamini en çok taze meyve ve sebzelerde yer alır. Kırmızı Biber, Portakal, Greyfurt, Üzüm, Kavun, Kivi, Mandalina, Mango, Ahududu, Çilek, Armut, Karpuz, Kuşburnu, Maydanoz, Domates bol C vitamini içerir. Yeşil sebzeler, avokado, karnabahar, lahana, patates, bezelyede de C Vitamini vardır. Hayvansal besinlerde C vitamini yer almaz. Miktar olarak ; her 100 gram için &gt; Kırmızı Biberde 190 mg, Karnabaharda 115 mg, Çilekte 60 mg, Portakalda 50 mg ve Greyfurtta 40 mg C Vitamini vardır. Hava ile temasta 3 saat içinde bu değerler % 50 kadar kaybolabilmektedir. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 60 mg günlük doz önerilir. ( &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;C Vitamini bağ dokusunda kollagen yapımı için (hidroksiprolin sentezinde koenzim olarak görev yapar.) ve kemik gelişimi için gereklidir. Dişlerin sağlıklı gelişmesini sağlar. Kollajen , aynı zamanda kalp fonksiyonları için gereklidir. Cilt sağlığını korur. Antioksidan olarak bilinen üç maddeden birisidir. ( E Vitamini, Beta.Karoten ve C Vitamini ) Serbest radikaller olarak bilinen zararlı maddeleri etkisiz hale getirir. Kanser yapıcı maddelerin oluşumunu önler. C Vitamini, kanda kolesterolün normal düzeylerde bulunmasını temin eder. Vücutta yağ asit düzeylerini düşürür. Nezle ve Gripte ortaya çıkan belirtilerin önüne geçer. Enflamasyon hallerinde oluşan hücre savunma mekanizmalarını düzenler. Vücudun savunma sisteminin fonksiyon görmesine yardımcı olur. Savunma sisteminde ; interferon oluşumu, kompleman aktivitesinin sağlanması ve antikor yapımını gerçekleştirir. Kılcaldamarların duvarlarının sağlıklı olması ve kıl köklerinin sağlıklı kalabilmesi için gereklidir. Vücutta steroid sentezinde görevlidir. Diğer bazı vitamin ve minerallerin kullanılabilmelerini ( E vitamini, A vitamini, B2 Vitamini, B5 Vitamini, Folik Asit, Demir, Kalsiyum vb) sağlar. Adrenal bez ve kadınlarda yumurtalıklarda ( overler ) C Vitamini yüksek oranlarda bulunur. C Vitamini ile ilgili gerekli bilgiler hala tam olarak tespit edilmemiştir. C Vitamini ile pek çok çalışma devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda Katarakt'ın tekrarlamasını % 76 gibi oranlarda azalttığı gösterilmiştir. Düşük C Vitamini alımının kalp hastalıklarını ve kalp krizlerini 2.5 kat arttırdığı belirlenmiştir. 400 mg C Vitamini alımının tüm ölüm oranlarında % 65 kadar azalmayı sağladığı tespit edilmiştir. Kolesterol ve diyetle alınan yağlar nedeniyle damarların zarar görmesini önlediği belirlenmiştir. Bir hamburgerde yer alan trigliseridlerin vücuda alındığında 4 saat için vücutta % 60 oranda yüksek kaldığı saptanmış ve bunun düşürülmesinin 1000 mg C vitamini ve 800 mg E Vitamini ile mümkün olduğu ileri sürülmüştür. C Vitamininin , Aspirinin mideye yaptığı zararı azaltabildiği, kalp krizi sonrası kalp damarlanmasını kolaylaştırdığı belirlenmiştir. Dokuların radyasyondan gördükleri zararı azalttığı gösterilmiştir. C Vitamininin grip ve nezlede kullanımı için yapılan çalışmaların bir bölümü hiç bir faydası olmadığını göstermekle birlikte bazı çalışmalarda 1000 mg/gün dozda grip ve nezle belirtilerini hafifletebildiği tespit edilmiştir. Bu etkisi hala tartışmalıdır.C Vitamini ile göz hastalıklarının önlenebildiği iddia edilmektedir. Vücutta, C Vitamini seviyeleri ne kadar yüksekse kan basıncının o kadar düşük olduğu belirlenmiştir. Felç veya İnmeyi önleyici etkisi yapılan çalışmalarda anlamlı olarak bulunmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;C Vitamini , insan vücuduna dört gün boyunca alınmadığı zaman eksiklik belirtileri başlayabilmektedir. Sırası ile ilk önce bacaklarda olarak cilt ve kıl değişiklikleri olur. Aşırı sinirlilik ve iştah kaybı gözlenir. Tedrici olarak eksiklik devam ederse 4 ay gibi bir sürede Skorbüt'ün tüm belirtileri ortaya çıkar. Hızlı kemik büyümesi döneminde C Vitamini eksikliği kemiğin periost ve korteks bölümlerinde ayrılmalara yol açar. Periostaltı kanamaları oluşur. Kemik büyümesinin yavaş olduğu yaşlarda ise ; epifiz ve diyafiz bölümleri arasında kaynama gerçekleşmez ve kemiklerde kırıklar oluşur. Kılcal damarların duvarlarında zayıflama gözlenir. Kıl foliküllerinde kanamalar oluşur. Büyüme duraklar, enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalır ve sık mikrobik hastalıklar gelişmeye başlar. Dişetleri şişer ve kanamalar olur. Dişler kaybedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;C Vitamini güvenle kullanılabilen bir maddedir. Günde 2 gram gibi yüksek dozlarda alınırsa karın ağrısı ve ishale yol açabilmektedir. Uzun süre ile yüksek dozlarda kullanılması böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Böbrek Hastalarının, C Vitamini kullanmaması gereklidir. Akyuvarların mikrop öldürücü etkisini azaltabilir ayrıca demir mineralinin vücutta aşırı miktarlarda birikmesine neden olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1547293021649522695?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1547293021649522695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/c-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1547293021649522695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1547293021649522695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/c-vitamini.html' title='C Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8149586841900139507</id><published>2009-07-23T17:30:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:30:47.321-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B12 Vitamini</title><content type='html'>Tabii B12 Vitamini Siyanokobalamin 1948 yılında izole edilmiştir. B12 vitamini yapısında iki halka gösterir. Birincisi, büyük ve porfirini andıran merkezsel bir halkadır. Bunun porfirinden farkı, indirgenmiş dört pirolünden ikisi birbirine köprüsüz bağlıdır. Bu halkaya Korrin halka sistemi denir, halkanın merkezinde de bir kobalt vardır. Kobalt, bağlarla halkanın pirol azotlarına, bir siyan’a (-CN) ve ikinci halkanın azotlu bazına (5,6-dimetilbenzimidazol) bağlıdır. İkinci halka da, azotlu bazı kobalta bağlı bir nükleotid’in (dimetilbenzimidazol-riboz-fosfat’ın) fosfatını esterleştiren bir aminopropanol’ün, D.pirol halkasının propiyonik asid takısıyla bağlanması sonucu kapanır. Siyanokobalamin; doğal B12 vitaminidir. Siyanokobalamin’den başka onun değişik şekilleri olan kobalamin’ler (kobamidler) de tarif edilmiştir. Bunlarda, ya -CN ya da nükleotid’in bazında bir değişiklik olur. B12a, B12b, B12d deki gibi -CN yerine, -OH gelirse, hidroksikobalamin, B12d 'deki gibi nitrit gelirse, bir nitrokobalamin ya da metil grubu gelmişse metilkobalamin oluşur. Dokularda da en sık -CN yerine 5. dezoksiadenozin gelmiş bir kobamid-koenzim bileşiminde bulunurlar. Bütün B12 vitaminleri, peptid ve proteinlere sıkı bağlanma etkisi gösterirler. B12 Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta tam bir deposu yoktur ( karaciğerde vb çok az depolanır ) ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B12 vitamini suda kolay çözülür. B12 Vitamini , gıdalarda pişirme sonucu %10 ile %30 arasında kaybolur.B12 vitamininin insan vücudundaki esas kaynağı kalınbarsaklarda yer alan bakterilerdir. Tüm sindirim sistemi kanalında mikroorganizmalar yer alsa da asıl sentez yeri kalınbarsaklardır. Vücutta B12 vitamini emilimi için aktif ve pasif olmak üzere farklı mekanizmalar çalışmaktadır. İncebarsaklara aşırı miktarda B12 vitamini geldiği zaman herhangi bir emilime uğramaksızın direkt olarak jejunum ve ileum bölgelerinden pasif emilim olur. Aktif emilim için midede yer alan İntrensek Faktör gereklidir. Gıdalarda bulunan fizyolojik dozlardaki B12 vitamini bu yolla emilebilir. B12 vitamini, midedeki kimyasal ortamın etkisi ile bağlı olduğu proteinlerinden ayrılarak midede iki ayrı bölgede yer alan Parietal Hücrelerde bulunan İntrensek Faktör ile birleşir. Birleşme sonrası oluşan yapı incebarsaklara ilerler ve İleum bölgesine geldiğinde buradaki alıcılara bağlanır. Buradaki alıcılara bağlanma için iki şart gereklidir; birincisi bu bölgede kalsiyum iyonları olmalıdır ve ikincisi de bu bölgenin pH değeri 6.0 olmalıdır. B12 vitamininin gıdalarla alımından sonra kana geçmesi 12 saat kadar sürmektedir. Sindirim sistemi salgı hücrelerinde B12 vitamini için Transport Proteinleri ( Transkobalaminler ) gereklidir. Transkobalaminler üç tiptir. Transkobalamin I ve III , beyaz kan hücreleri tarafından oluşturulur ve B12 vitaminine ikinci tipten daha güçlü bağlanırlar. Ancak Transkobalamin I/III eksikliği olduğunda B12 vitamini eksikliği olmaz. Transkobalamin II , karaciğer tarafından oluşturulur. Transkobalamin II' nin özelliği bağladığı B12 vitaminini dokulara daha çabuk taşımasıdır. Fakat , Transkobalamin II eksikliği; B12 vitamin eksikliğine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B12 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B12 Vitamini ; büyüme ve sinir sistemi fonksiyonlarındaki görevleri yanında vücutta oksijen taşıyan ve alyuvarlarda yer alan hemoglobin için şart olan bir maddedir. B12 Vitamini , insan vücudunda başlıca karaciğerde 1500 mg civarında depolanabilmektedir. Safra ile salgılanır, safrada yer alan B12 vitamini barsaklardan emilerek barsak-karaciğer arasında taşınır. Emilmeyen B12 vitamini daha çok gayta ile olmak üzere idrar ile de atılır. B12 vitamini en çok hayvansal kaynaklı gıdalarda, organ etlerinde ( karaciğer, böbrek, kalp, beyin ) yüksek oranlarda yer alır. Süt ve peynir de B12 vitamininden zengindir. Balık ve yumurta da bol B12 vitamini içerir. Bitkisel besinlerde de B12 vitamini vardır. Biramayası, soya , deniz yosunları, bazı taze yeşil bitkiler de B12 vitamini içerir. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 6.0 mcg günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B12 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B12 vitamini başlıca iki kimyasal reaksiyon için koenzim görevi görür . Birincisi ; Metilmalonil Koenzim A'nın Süksinil Koenzim A'ya dönüşümüdür. Bu reaksiyon sinir sisteminde myelinizasyon için önemlidir. Bu reaksiyon nedeniyle B12 vitamini eksikliğinde idrarla Metilmalonik Asit atılımı artmaktadır.( Pernisiyöz Anemi'de, Metilmalonilasidüri'de ) İkincisi ; Homosistein'in Metionin'e dönüşümü reaksiyonudur. Bu reaksiyon Folat metabolizmasında yer alır ve B12 eksikliğinde DNA sentezi bu nedenle gerçekleştirilemez. Yağ ve Karbonhidrat metabolizmasında görev yaparak sindirim sistemine yardımcı olur. Kanda oksijen taşınmasını sağlayan Hemoglobin oluşumu için gereklidir. Bu görevi nedeniyle kansızlık ( makrositer anemi ) oluşumunu önler. Sinir Sistemi fonksiyonlarının sağlıklı olabilmesi için B12 vitamini şarttır. Bellek ve öğrenme fonksiyonları için özel bir öneme sahiptir. Myelinizasyon için gereklidir. Paranoya gibi bazı ruhsal hastalıkların tedavisinde de B12 kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B12 vitamini eksikliğinde ilk gözlenen belirtiler sinirlilik, yorgunluk ve unutkanlıklardır. B12 vitamin eksikliği daha çok vejetaryenlerde ( hayvansal gıda almamaları nedeniyle ) , mide ameliyatı olanlarda ( midenin kısmen veya tamamen alınmasında emilimin yapılamaması nedeniyle) , alkoliklerde, sigara tiryakilerinde, mide ülseri olanlara ve gebelerde gözlenebilmektedir. B12 Vitamini eksikliği kansızlığa da neden olur. Bu anemi makrositer olarak tanımlanan tipte bir anemidir. Anemi gelişimi B12 vitamininin diyetsel alımının azlığından çok , B12'yi vücutta taşıması gereken proteinlerin eksikliği veya fonksiyon bozukluğu nedeniyle gelişmektedir. ( yaşlılarda sindirim bozuklukları gibi durumlar ...) Nedeni ne olursa olsun B12 vitamin eksikliği başlıca üç belirtiyle sonuçlanır ; Makrositer Anemi , Glossit ( Dil iltihabı ) ve Nöropati ( uyuşmalar vb. ) Bu belirtiler vücuttaki tüm depolarının boşalmasından sonraki 2 - 5 yıl gibi uzun bir dönemde ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B12 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B12 Vitamini güvenle kullanılabilecek bir maddedir. 500 mg dozlara dek herhangi bir toksisite oluşturmayabilir. Tek doz olarak 100 mg alındığında herhangi bir ters etki gözlenmemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8149586841900139507?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8149586841900139507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b12-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8149586841900139507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8149586841900139507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b12-vitamini.html' title='B12 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-535994508255327926</id><published>2009-07-23T17:29:00.004-07:00</published><updated>2009-07-23T17:30:21.288-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B6 Vitamini</title><content type='html'>Metil ( CH3 ) , Hidroksimetil ( CH2OH ) , Hidroksi ( OH ) gruplarını içeren piridin halkasına (Piridoksin) değişik takılar gelerek üç tip B6 Vitamini oluşur. B6 Vitamini etkisi gösteren üç ayrı kimyasal yapı : Piridoksin, bunun aldehid türevi Piridoksal ve Aminli bileşimi olan Piridoksamin; hepsi aynı şekilde B6 Vitamini etkisine sahiptir. Piridoksin/Piridoksal ; 2-Metil-3-Hidroksi-4,5- dihidroksimetilpirimidin'dir.B6 Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta bir deposu yoktur ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B6 vitamini suda ve alkolde kolay çözülür. B6 Vitamini Ultraviyole ışınına çok hassastır.Kristal formda asit ve alkalilere çok dayanıklıdır. B6 Vitamini, incebarsaklardan ve % 70 kadarı emilir. Fosforile formunun emilimi yavaştır. Biyokimyasal olarak en etkili formu ; Piridoksal Fosfat'tır. Piridoksal Fosfat; arginin,tirozin ve diğer bazı aminoasitlerin dekarboksilasyonunda görev yapan enzimlerde prostetik grubu oluşturur. Aynı zamanda Serin ve Treonin aminoasitlerinin deaminasyonunda enzim görevi görür. Piridoksal Fosfat'ın vücutta görev aldığı en önemli iki dekarboksilasyon reaksiyonu; Merkezi Sinir Sistemi ile ilgili olan Glutamik Asit'in GamaAminoButirikAsit'e(GABA) ve DOPA'nın Dopamin'e dönüşmesi reaksiyonlarıdır. B6 Vitamini; hemoglobin yapısında yer alan Hem Sentezi için de gerekli bir maddedir. Piridoksal Fosfat ; hücrelerde aminoasitlerin aktif taşınmasında görev yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B6 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B6 Vitamini ; fiziksel ve zihinsel olarak gerekli bir vitamindir. En önemli besin öğesi olmasıyla birlikte pek çok gıda maddesinde bulunması nedeniyle kolayca elde edilebilir. B6 vitamini en çok biramayası, bezelye , ceviz , yerfıstığı , ayçekirdeği , havuç , buğday ve bulgur da yüksek olarak hububatlarda bulunmaktadır. Daha az miktarlarda da olsa ; fasulye, karnabahar, muz , üzümde de vardır. Hayvani besinlerde de B6 vitamini vardır. Tavuk,sığır ve dana etleri, karaciğer , böbrek , balık ( alabalık,sombalığı ), yumurta sarısında B6 vitamini boldur. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 2.0 mg günlük doz önerilir. Bu, bebeklerde 0.3 - 0.6 mg ve büyüme çağındaki çocuklarda 1.0 mg olarak önerilmektedir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz )&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B6 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aminoasid metabolizmasında, protein metabolizmasında etkilidir. Serum Glutamik Oksalasetat ( SGOT ) ve Serum Glutamik Pirüvat ( SGPT ) enzimlerinin aktivitesinde etkilidir. Ayrıca Homosistin ve Triptofan metabolizmasında etkilidir. Aminoasidlerin sindirim sisteminden emilimlerinde rol oynar. Hem senteziyle ilgilidir : Porfirin yapımında önemli olan süksinilglisin’in, delta aminolevülenik aside dekarboksile olmasını katalizleyen bir koenzimdir. Eksikliğinin insanlarda hipokrom mikrositer anemiye neden olması bundandır. Bunlardan başka, linoleik asidin araşidonik aside çevrilmesinde bir koenzim gibi etki eder. Ayrıca, hücre zarlarından sadece aminoasidlerin ve bazı metal iyonların, birbiriyle şelat kompleksleri oluşturan şekilde geçmelerini sağlar. Bağışıklık sistemi , böbrek ve kalp fonksiyonları için yardımcıdır. Büyüme ve hücre çoğalmasında rol oynayan nükleik asitler için gereklidir. Sinir Sistemini korur ve fonksiyonlarının düzenli olabilmesini sağlar. Piridoksin, Premenstrüel Sendrom olarak bilinen adet (aybaşı veya mens) öncesi gerginliklerinde , mens (adet) dönemlerinde gözlenen sivilce artışı, ruhsal gerginlikler ve migren tipi başağrılarında tedavi amacıyla kullanılması nedeniyle oldukça popülerdir. Diyabet ( Şeker Hastalığı ) ve Kalp Hastalıklarında tedavi amacı ile kullanılmaktadır. Ayrıca ellerde sinir sıkışması ile gelişen Karpal Tünel Sendromu'nun tedavisinde de kullanılır. Artrit ( eklem iltihabı ), eklem problemleri , Astma , Hiperaktivite Bozukluğu , Psikiyatrik Bozukluklarda B6 vitamini tedavide önemli görevler alır. Gebelik Toksemisi ( zehirlenmesi) , bazı tür idrar kesesi kanserleri ve Kalsiyum oksalat tipi böbrek taşlarında koruyucu olarak kullanılır. Bazı tip Anemilerde kullanılabilir. Ayrıca Tüberküloz tedavisinde kullanılan İzoniazid adlı ilaç, idrarla piridoksal fosfat kaybına yol açtığı için bu hastalarda tedaviye eklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B6 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B6 vitamini eksikliğinde cilt lezyonları olmasının yanısıra, ağız, burun ve göz çevresinde döküntüler, dil kızarıklığı, şişme ve yanması meydana gelir. B6 Vitamini eksikliği arttıkça sinir sistemi ile ilgili belirtiler de olmaya başlar : sinir iltihapları gelişir. Konvülsiyonlara ( havale ) eğilim meydana gelir.B6 Vitamini eksikliği kansızlığa da neden olur. Bu anemi hipokrom mikrositer olarak tanımlanan tipte bir anemidir. İdrarla aminoasitler kaybedilmeye başlar : Homosistinüri ve Sistationüri gelişir. Böbrek taşları oluşur . SGOT ve SGPT enzim aktivitesi azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B6 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Günlük 500 mg doz ile uzun süreli kullanımlarında veya 2 gr ve üzeri Piridoksin alındığı durumlarda sinirsel bozukluklara yol açarak toksisite belirtileri gözlenebilir. Piridoksine Bağımlılık Sendromu da tanımlanmıştır. Günde 200 mg'ı geçmeyen dozlarda güvenle kullanılabileceği bildirilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-535994508255327926?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/535994508255327926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b6-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/535994508255327926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/535994508255327926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b6-vitamini.html' title='B6 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2965292523842801711</id><published>2009-07-23T17:29:00.003-07:00</published><updated>2009-07-23T17:29:53.373-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B5 Vitamini</title><content type='html'>İlk olarak 1939 yılında pirinç kabuğunda bulunmuştur. Pantotenik asit, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta bir deposu yoktur ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B5 vitamini suda kolay çözülür. Pantotenik asid, bir pantoik asid (= 2,4-dioksi-3,3' dimetilbütirik asid) ile Beta.alaninin amino grubu arasında bir peptid bağı oluşumu ile kurulmuştur. Pantotenik asidin insan ve hayvan vücudundaki en büyük rolü, acil-taşınması olan Koenzim A' nın bileşimine girmesidir. Koenzim A' da pantotenik asidden başka, adenilik asid ve sistamini (=beta.merkaptoetilamin) de kapsar. Pantotenik asid, karboksil grubu ile sistaminin amino grubu arasındaki peptid bağı oluşumu ile pantotein maddesi oluşur. Bunun da adenilik asid ve fosfatlarla bağlanması Koenzim A'yı yapar. Bu 3'-fosfoadenozin-5'difosfopantotein'dir. Bundan başka pantotenik asid, acil yüklenici protein olarak bilinen bileşiğin prostetik grubuna da girmektedir. Bu da, yağ asidi biyosentezinde rol oynar. Koenzim A'nın metabolizmada önemli fonksiyonları vardır: Asetil-KoA, Acil-KoA, başta valin, lösin olmak üzere aminoasidlerin KoA ları gibi aktif bileşikleri oluşturur. Bu yoldan, karbonhidrat, yağ ve protein yıkılım ve yapım metabolizmasının işlemesini sağladığı gibi, sitrik asid siklüsü sonucu birçok madde oluşmasına ve hem grubu sentezine, kolesterol ve steroid sentezine katılır. Ayrıca, pantotenik asidin, böbrek üstü hormonlarının asetil KoA dan ve kolesterolden oluşumları üzerine etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B5 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B5 Vitamini = Pantotenik Asit ; Yunanca Pantos=heryer kelimesinden ismini almıştır. B5 vitamini insan vücudunun tüm dokularında ve tüm bitkilerde bulunur. B5 vitamini en çok biramayası, taze sebzeler , pirinç , hububatlarda, çavdar unu ve buğdayda bulunmaktadır. Hayvansal besinlerde de B5 vitamini vardır. Et, organ etlerinde ( karaciğer, kalp , beyin , böbrek gibi ) , balık , yumurta beyazı ve sütte B5 vitamini boldur. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 6 mg günlük doz önerilir. ( Eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz. )&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B5 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pantotenik asidin insan vücudundaki en büyük rolü, Koenzim A nın bileşimine girmesidir. Pantotenik Asit ; protein , yağ ve karbonhidrat metabolizmasında görev alır. Besinsel bu etkisinin yanısıra ; deri , saç ve epitel dokuların sağlıklı olması ve sağlıklı kalması için gereklidir. B5 vitamini antistres vitamini olarak da bilinir. Çünkü ; böbreküstü bezlerinde steroid ve kortizon üretiminde önemli görevleri vardır. B5 Vitamini , stresin vücuda olan etkilerini önlemek için görev yapar. Hayati organlarda yoğunlaşarak vücuda stresli ortamlarda yardımcı olur. Bazı uzmanlar B5 vitamininin, depresyon tedavisinde yararı olduğunu düşünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B5 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tüm besin maddelerinde bulunduğu için pantotenik asit eksikliği çok nadirdir. Diğer B vitamin eksikliklerinde olduğunun aksine; eksiklik belirtilerinin ne olduğu tam olarak tespit edilmiş değildir. Yorgunluk, halsizlik, başağrısı en belirgin bulgulardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B5 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pantotenik asit kullanımı güvenlidir. Kolay tolere edilir. Güvenlik sınırı tanımlanmamıştır. 10 gr gibi çok yüksek dozlarında sindirim sistemi bozuklukları , ishal , su dengesizliği gözlenir. Günlük önerilen dozu 6 mg dır. Ancak 500 mg/gün doza dek emniyetle kullanılabilmektedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2965292523842801711?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2965292523842801711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b5-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2965292523842801711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2965292523842801711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b5-vitamini.html' title='B5 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-5816511298836125651</id><published>2009-07-23T17:29:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:29:27.862-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B3 Vitamini</title><content type='html'>* PP= Pellegra Preventive&lt;br /&gt;B3 Vitamini beyaz, iğne biçiminde kristaller halindedir. Aminli bir bileşiği olan nikotinamid de aynı vitamin etkiye sahiptir. B3 vitamini suda kolay çözülür. Işığa, oksidasyona karşı dayanıklıdır. Nötral asit ve alkali çözeltilerde kaynatılınca vitamin özelliğini kaybetmez. Isıya dayanıklıdır. Kimyasal adı piridin 3-karboksilik asit, kimyasal yapısı nikotinik asittir. Niasin ve niasinamid, karboksilli bir piridin halkası ve bunun karboksil grubunun amidleşmesinden ibarettir. Niasinin metabolizmada etkinlik gösterebilmesi için adenin nükleotidle birleşmesi gerekir. Bunlara nikotinamidli dehidrogenazlar denilmektedir. Biyokimyasal reaksiyonlar sırasında iki önemli dehidrogenaz sınıfı enzimin yapısına koenzim olarak girer. Bu iki enzimden birincisi "Nikotinamid-Adenin-Dinükleotid" (NAD), ikincisi ise "Nikotinamid Adenin Dinükleotid Fosfat" (NADP) diye sınıflandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B3 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B3 Vitamini, insan vücudunda serbest bulunmaz. İnsan vücudunda ve barsaklarda triptofan, kinürenin ve 3-hidroksiantronulik asid üzerinden niasin ve niasinamid haline çevirilir. Niasin ve niasinamid, vücutta birbirine dönüşür.Bağlı şekilde insan dokularında ve özellikle bitkilerde bir hayli yaygındır. Diğer B vitaminleri gibi tahıl kabuklarında da boldur. En yüksek oranda biramayasında bulunur. Buğday, bulgur, pirinç, nohut, fasulye, mercimek, karnabahar, havuç, yerfıstığı,ceviz ve fındık; bazı yeşil sebzeler; kahve, çavdar, patates,domates ve mısır nişastasında B3 vitamini bol bulunur. Hayvani besinlerde de B3 vitamini vardır. Sığır ciğeri , böbrek , kalp , peynir, yumurta, kümes hayvanları, balık, sütte vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 6.6 mg/1000 kalori ( erişkinler için ortalama 35 mg ) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Nikotinik asit ve nikotinamid ince barsaklardan kana emilir. Kandaki nikotinik asid miktarı 0.6 mg/100 ml'dir. Alyuvarlarda ortalama 1.3 mg/100 ml'dir. Dokuların niasin depolama kapasitesi çok azdır. Karaciğer, böbrek ve kas dokularındaki miktarları diğer dokulara göre daha çoktur. Normal olarak yetişkinlerin idrarında N-metil-nikotinamid miktarı 2,4 - 6,4 mg /24 saat arasında değişmektedir.Diyetteki triptofan vücutta niasine dönüştüğü için günlük niasin gereksinimi diyetteki triptofan miktarına bağlıdır. 60 mg triptofandan 1 mg B3 vitamini elde edilir. Niasin gereksinimi metabolizmanın hızlandığı durumlarda ve gebelikte artmaktadır. Diyetle iyi kalitede protein alındığında niasin gereksinmesi azalır. Niasin ve niasinin ön maddesi olan triptofan hayvansal yiyeceklerde daha çok bulunur. Bunun yanısıra niasin gereksinimi niasin eş değeri olarak düşünülmektedir. Sütteki niasin miktarı az olmasına karşın triptofan çok olduğu için niasin değeri; sadece içeriğindeki niasin değil, ek olarak triptofandan elde edilecek niasin değeriyle toplanıp bulunur. Hem pirinç, hem mısırda yakın miktarlarda niasin bulunmasına rağmen pellagra yalnız mısır ve mısır unu ile beslenen halk kitlelerinde çok sık görülür; sebebi, mısırda triptofan çok azdır, bundan dolayı tek taraflı beslenen kişilerin vücut ve barsaklarında niasin ve niasinamid oluşumu olamaz, ayrıca yalnız mısırla beslenenlere zaten fazla niyasinamid de gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B3 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B3 vitamini metabolizmanın sağlıklı sürdürülebilmesi için gereklidir. Vücutta 200den fazla kimyasal reaksiyonda görev alır. Midede asit üretimi için gerekli olmasının yanısıra karbonhidrat,yağ ve proteinlerin sindirilmesine yardım eder. Niasin kan dolaşımına yardımcı olur. Cilt sağlığı ve sinir sisteminin işlevlerinin yapılabilmesine yardımcı olur. Beyinde yüksek fonksiyonlarda ve kavrama yeteneğinin sağlanmasında görev alır. Alternatif Tıp Doktorları Niasini ; şizofreni, otizm, anksiyete, depresyon, hipglisemi, şeker hastalığı , eklem romatizması için tedavi amaçlı kullanmaktadır. Ayrıca B3 vitamini İnsülin sentezinde ve seks hormonları olarak gruplandırılan Östrojen, Testosteron ve Progesteron hormonlarının sentezinde gereklidir. Yapılan çalışmalarda yüksek dozda verilen niasinin kolesterolü düşürücü etkisi olduğu gösterilmiştir. Kolesterol ve trigliserid düşürülmesi ve alkolizmin tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca damarlara etkisi nedeniyle arteriyosklerozda, migren başaağrılarında ve bazı nörolojik hastalıklarda da tedavi aracı olarak kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B3 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Diyet, niasin ve triptofan açısından yetersiz olduğu zaman Pellegra Hastalığı görülür. Pellegra; deri, sindirim sistemi veya merkezi sinir sistemi semptomları ile karakterize edilmektedir. Derinin güneş gören yerlerinde simetrik lezyonlar oluşur. Bu lezyonlar daha sonra siyah renge dönüşür. Döküntü oluşur ve skar dokusu gelişir. Mukokutanöz membranlarda yaralar, dilde kabarma, bulantı ve kusma görülür.İshal gelişir. Pellegra ; 3 D hastalığı ( dermatit , diyare, demans ) olarak da bilinir. Santral sinir sistemi semptomları olarak baş ağrısı, uykusuzluk, depresyon, baş dönmesi, hatırlama güçlüğü ortaya çıkar. Pellegra hastalığında; hastaya nikotinik asit verildiği zaman 24 saat içinde hızla düzelme olur. Triptofanın niasine dönüşümünün bozulmasında dermatit, ışık duyarlılığı ve psikiyatrik değişikliklerle tanımlanan Hartnup Hastalığı oluşmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B3 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Niasin eksikliğinde; nikotinamid hemen hemen hiç toksisite olmaksızın kullanılır. Lipid bozukluğunun tedavisinde 3 gram veya daha fazla nikotinik asid kullanıldığında en sık görülen yan etki ; damar genişlemesine bağlı yüzde kızarmadır. Bir tablet aspirin eklemek bunu tedavi eder. Nikotinik asidin diğer yan etkileri derinin renginde artma, kuruma ve karın ağrısıdır. Hepatotoksisite, hiperüremi ve glikoz intoleransı görülebilir. Nikotinik asid verilmesi kesildiğinde biyokimyasal ve histolojik bulgular normale döner. Yüksek doz hatta bazen 75 mg ve üzerindeki dozlarda da B3 Vitamini ile allerjik reaksiyonlar gelişebilir. Niasin Flaşı olarak bilinen yüz, göğüs ve kollarda kaşıntı, karıncalanma ve yanma hissi ve kızarıklığa neden olabilir. Bu durum , zararsızdır ve 20-60 dakika içinde geçer. Çok yüksek doz niasin alınmışsa hızlı bir şekilde birkaç bardak su içilmesi reaksiyon gelişimini önler. Niasinin güvenli kullanım düzeyi kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Gebelerde yüksek doz B3 vitamini kullanılmamalıdır. Saf B3 vitamini ayrıca mide ülseri , gut , glokom , karaciğer hastaları için sağlık problemlerine yol açabilir. Bazı hastalıklarda günlük 200- 1000 mg dozlarda tedavi amaçlı kullanılabilmektedir. 1000 mg/gün ve üzeri doz niasin alınmamalıdır. Bu dozda niasin doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genellikle günlük 150 mg'a kadar güvenli kullanılabilir. Bazı yayınlarda 450 mg / gün doza kadar niasin güvenli kabul edilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-5816511298836125651?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/5816511298836125651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b3-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5816511298836125651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5816511298836125651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b3-vitamini.html' title='B3 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2563234192675894393</id><published>2009-07-23T17:28:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:28:57.134-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B2 Vitamini</title><content type='html'>Sarı portakal renginde kristal halde bir maddedir. Eriyik içinde yeşilimsi sarı floresans gösterir. Hidrojen eklenerek indirgenmiş şekli renksiz, hidrojen ayrıldığında turuncu sarı renk gösterir. B2 vitamini suda kolay çözülür. Işık, karşısında dayanıksızdır.Asit ortama dayanıklıdır. Isıya dayanıklıdır. Ancak, Alkali ortamda ısıya duyarlıdır. Riboflavin, 5 değerli bir alkol olan ribitol'ün heterosiklik dimetil izoalloksazin; dimetil benzen + pterin halkasiyle oluşturduğu bir bileşiktir. Riboflavin, doku solunumunda elektron transfer zincirinde koenzim olarak görev yapar. Genel olarak 'dehidrogenaz"lar olarak adlandırılan bu enzimler substrattan veya başka bir taşıyıcıdan hidrojeni alarak sitokrom sistemine taşırlar. Bunlara genellikle "sarı enzimler" de denir. Buna göre riboflavin; protein, karbonhidrat, yağ ve nükleik asitlerin metabolizması için gerekli bir yardımcı enzimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B2 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hem bitkisel hem de hayvansal besinlerde çok yaygın olarak yer alsa da miktar olarak fazla değildir. En yüksek oranda maya ve karaciğerde bulunur.B2 Vitamini ; süt ve süt ürünleri ; yoğurt, peynir, yumurta, balık, et, ıspanak , karnıbahar, Brüksel lahanası baklagiller - bezelye,fasulye,mercimek - , avokado, yerfıstığı, şeker pekmezi , mantarda bol bulunur. Hayvansal besinlerde de B2 vitamini vardır. Yumurta beyazı , Karaciğer , böbrek , yürek , balıkta vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 0.5 mg/1000 kalori ( erişkinler için ortalama 3 mg ) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Büyüme, gebelik, lohusalık, hipertiroidizm gibi vücut metabolizmasının hızlanması riboflavin ihtiyacını artırmaktadır. Diyetle alınan proteinin kalitesi de önemlidir. Kalitesiz proteinli bir diyette karaciğerde riboflavin tutulamaz. Böyle diyetlerde riboflavine ihtiyaç artar. Yiyeceklerle alınan riboflavin, riboflavin fosfat ve dinükleotidler ince barsaklardan emilir. Alkol, emilimini azaltır. Plazmadaki normal düzeyi 2,5 - 4,0 mcg/100 ml'dir. Kırmızı kan hücrelerindeki riboflavin yoğunluğu 15,- 30 mcg/100 ml'dir. Diğer dokularda proteinlere bağlı olarak bulunur. En yoğun bulunduğu organ karaciğer ve böbreklerdir. Dokuların riboflavin biriktirme yetenekleri sınırlıdır. İdrarla riboflavin atılımı alınan miktarla orantılıdır. İdrarla atılan riboflavinin yarısı serbest, kalanı nükleotid şeklindedir. Dışkıda bulunan riboflavinin çoğunluğu barsaklarda yapılan vitamindir. Günde ortalama dışkıdaki riboflavin miktarının 500-700 mikrogram kadar olduğu bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B2 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;B2 vitamini; temel olarak bir kimyasal maddeden diğerine enerji taşıyan reaksiyonlarda görev alır. Yiyeceklerdeki protein ve yağlardan enerji sağlanmasına yardım eder. Derinin sağlıklı olması ve dokularının tamiri için gereklidir. B2 Vitamini , kırmızı kan hücrelerinin oluşumu ve vücudun savunma sisteminin önemli bir parçası olan antikorların üretilebilmesi için gereklidir. Karbonhidrat, protein , yağ metabolizması , demir ve B6 vitamininin emilebilmesi için gerekli olan bir vitamindir. B2 vitamini; Triptofan'dan Nikotinik Asit oluşması için gereklidir. A vitamini ile birlikte B2 vitamini vücudun iç yüzeylerinin ve sindirim sistemi organlarının yüzeylerinin sağlıklı olabilmesi için şarttır. B2 vitamini oksijen kullanımını kolaylaştırarak deri, saç ve tırnakların sağlıklı olmasını sağlar. Ağız ve dilde ağrının giderilmesini sağlar. Kepek oluşumunu önler. Göz için katarakt tedavisinde kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B2 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İdrardaki riboflavin miktarının; 50 mcg/24 saat, kırmızı kan hücrelerindeki miktarının 8 mcg/100 ml düzeyine düşmesi, yetersizliğine bağlı klinik belirtilerin başlangıcı sayılmaktadır. Riboflavinsiz diyet alan bir kişide lezyonlar üç ay içinde gelişmektedir. Riboflavin yetersizliğine bağlı dudaklarda "çeliozis', angular stomatit, papilla atrofisi, göz damarlarında genişleme (kırmızı göz), yanma, görme zorluğu, sinir sistemi bozuklukları oluşur. B2 vitamini yetersizliğinde; antikor oluşumunda azalma olur. Riboflavin eksikliği yüksek riboflavin içeren süt, karaciğer, et, yumurta ve yeşil yapraklı sebzeler gibi besin kaynaklarıyla tedavi edilebilir. Günde 10-15 mg riboflavin verilerek deri lezyonlarının iyileştiği görülünceye kadar tedavi devam eder. Riboflavinin damar yolu ile verilmesine ancak sindirim sisteminin ciddi hastalıklarında gerek olabilir. Riboflavin sulu çözeltilerde sınırlı çözünürlüğe sahiptir, büyük oranda yıkılır.Riboflavin methemoglobinemi, piruvat kinaz eksikliği gibi defektlerin de olduğu, yenidoğanın metabolizma hastalıklarında yüksek dozlarda kullanılır.İnsanda seboreik dermatit (deri iltihabı), keratokonjonktivit, atrofik dil iltihabı ve daha özel olmak üzere ağız köşesi çatlağı (ragadlar ,çeliozis) görülür, bunlardan başka tipik olmayan vajinitler de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B2 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Riboflavin, zehirlenme korkusu olmaksızın 200 mg/gün gibi yüksek dozda ağızdan emniyetle verilebilir. Sindirim sistemi B2 vitaminini ancak, belirli bir dozda sindirebilir. Bugüne kadar, riboflavinle zehirlenme vakası bildirilmemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2563234192675894393?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2563234192675894393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b2-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2563234192675894393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2563234192675894393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b2-vitamini.html' title='B2 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-5072963055533148458</id><published>2009-07-23T17:27:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:28:32.088-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>B1 Vitamini</title><content type='html'>1926 yılında sentezle elde edilen ilk vitamindir. C vitamininden sonra , bozulmaya karşı en hassas olan kimyasal yapıya sahiptir. B1 vitamini suda kolay çözülür. Asit ortama dayanıklıdır. Isıya dayanıklıdır. Ancak, Alkali ortamda ısıya duyarlıdır. Alkali konup yumuşatılarak pişirilen etlerde ve Sodyum Bikarbonat koyularak pişirilen pastalarda önemli ölçüde B1 vitamini kaybı olur. B1 vitamini kükürt atomu içeren bir amindir. B1 vitamini (= Tiamin), bir metil (CH2) köprüsü ile bağlanmış bir aminometil-pirimidin ve bir metilhidroksietil tiyazol halkalarından oluşur. Tiamin'in metabolizmada etkinlik gösteren şekli Tiamin Pirofosfat'tır. Tiamin Pirofosfat, Tiaminin tiyazol halkasındaki alkol grubuna iki mol fosforik asit bağlanması ile meydana gelir. Tiamin Pirofosfat'a; ko-karboksilaz da denir. Yapay olarak hazırlanan vitamin; Tiamin hidroklorid şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B1 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bitkisel besinlerde çok yaygın olarak yer alsa da miktar olarak fazla değildir. Tohumlarda toplu halde yer almakla beraber , yaprak,kök,dal ve meyvelerinde de bulunur.B1 vitamini en çok bitki tohumlarında bulunur.Ancak bu buğday , pirinç , arpa gibi tohumlar terbiye edilip kabuklarından ayrılırsa B1 vitamin içeriklerini büyük ölçüde kaybederler. B1 vitamini en çok mayada bulunur.Bakla, nohut , fasulye gibi baklagillerde bol olarak bulunur. Ispanak, Patates , Bezelye, Soya Fasulyesi , Yerfıstığı , Portakal; B1 vitamin içeriği olarak zengindir. Hayvansal besinler de de B1 vitamini yeterince vardır. Yumurta Sarısı , Balık , Karaciğer, Kümes hayvanlarının etinde bol olarak vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 0.2 - 1.5 mg günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Gebeler için özellikle kullanılması gerekir. ( Gebelik ve Lohusalık dönemleri için önerilen günlük doz 3 mg'dır.) Besinlerle alınan tiamin, incebarsaklardan emilir. Dokularda pirofosfat şekline dönüşür. Kandaki tiaminin çoğu pirofosfat şeklinde kırmızı kan hücrelerinin içindedir. Plazmada 1 pg/100 ml ve kan hücrelerinde 6-12 mcg/100 ml düzeylerinde tiamin ve Tiamin Pirofosfat bulunur. En yoğun olarak karaciğer, kalp ve böbreklerde yer alır. İskelet kasları ve beyinde daha az miktarda bulunur. Günlük gereksinmeyi karşılayacak kadar alındığı zaman bunun %10'u idrarla atılır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B1 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tiamin, "moral vitamini" olarak da bilinir. Çünkü ; sinir sisteminde yararlı etkilere sahiptir. Tiamin düzeyi düşük olan kişilerde karıncalanma ve uyuşma problemleri daha çok gözlenir. Kalp hastası olan kişilerin kalp kaslarında tiamin normal seviyesinden daha düşük olarak bulunmuştur. Tiamin , kan dolaşımının düzenlenmesinde , hidroklorik asit üretimiyle sindirimin kolaylaştırılmasına, kan yapımına ve karbonhidratların metabolize edilmesine yardım eder. Tiamin , vücut enerji düzeyini ve öğrenme yeteneğini artırır. Barsaklar, mide ve kalpte normal kas tonusunun korunabilmesini sağlar. İştah ve büyüme-gelişmeye uyarıcı etkiye sahiptir. Karbonhidratlar, yağ ve alkolden enerji sağlanması zihinsel uyanıklığı sağlar. Gebelik sırasında, bebeğin büyümesini sağlar. Sindirimi kolaylaştırır. Kaza gibi travmalar sonrası, ameliyatlarda, alkoliklerde , yaşlılarda ve hamile kişilerde ve sigara kullananlarda tiamin'in ek olarak kullanılması şarttır. Ayrıca tiamin, tedavi amaçlı olarak; yüksek karbonhidratla beslenenler ve fizik ve zihinsel gerginliklerde kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B1 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tiamin'in idrardaki miktarının 27 mcg/g kreatininin altına düşmesi yetersizlik olarak kabul edilmektedir. Tiamin yetersizliğinde, tiamin yardımcı enziminin rol aldığı kimyasal tepkimeler çalışamayacağı için biyokimyasal ve klinik değişiklikler görülür. Biyokimyasal değişikliklerin başında kanda pirüvik asidin artması, idrardaki tiamin ve metabolizma ürünlerinin azalması, enzimlerinin aktivitelerindeki değişmeler gelir. Tiamin yetersizliğindeki sindirim sistemi belirtileri; hazımsızlık, şiddetli kabızlık, mide hareketlerinde bozukluk, hidroklorik asit sekresyonunda azalma şeklindedir. Periferik sinir sistemi tutulumu, periferik nörit olarak bilinir. Belirtileri ise ; artmış ağrı, his kaybı, sızı veya yanma hissidir. Eklemlerde şişlikler ve ağrılar yüzünden refleks hareketinin durmasıyla denge kaybolur. İleri derecede alkol alan bireylerde merkezi sinir sistemi tutulur.Kalp ve damar sistemi belirtileri; yeterli enerji salınamamasına bağlı kalpten pompalanan kan miktarı artar, kılcal damarlar genişler ve kılcal damar - toplardamar arasında kan akımı hızlanır. Bütün bunlara karbonhidrat metabolizmasının yetersizliği de eklendiğinden, solunum yetmezliği, çarpıntı hissi, artmış kalp atım hızı ve atım bozukluğu ile seyreden kalp yetmezliği gelişir. Kalp büyür, yeterli şekilde kanı pompalayamaz hale gelir . Batı ülkelerine ciddi eksiklik durumları çok nadirdir. Düşük Tiamin düzeyi Beriberi hastalığına yol açar. Beriberi hastalığının belirtileri , kas güçsüzlüğü , bulantı, iştah kaybı ve su kaybı şeklindedir. Beriberi Hastalığı iki tipe ayrılmıştır ; ödemle birlikte ve ani olarak görülen tipe yaş ve ödemsiz, müzmin şekline kuru beriberi denir. Tiamin gereksinimi metabolik hız ile ilişkili olduğundan yetersiz gıda alımı ve hipermetabolik durumlar hastalık belirtilerini ortaya çıkarır. Alkoliklerde tiamin emilimi azalır, gereksinme artar ve karaciğerde tiamin pirofosfat şekline dönüşümü azaldığından beriberi hastalığı görülebilir. Hafif eksikliklerde konsantrasyon güçlükleri, depresyon , hafıza kaybı gibi zihinsel problemler oluşur. Aynı zamanda kilo kaybı olur. Tiamin eksikliğinin en erken belirtisi , mide bulantısıdır .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;B1 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tiamin zehirlenme korkusu olmaksızın büyük dozlarda ağızdan emniyetle verilebilir. İntravenöz yolla verildiğinde, ancak çok yüksek dozlara çıkıldığında anafilaktik şoka ait reaksiyonlar görülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-5072963055533148458?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/5072963055533148458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b-vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5072963055533148458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5072963055533148458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/b-vitamini.html' title='B1 Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-574042765338230432</id><published>2009-07-23T17:26:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:33:57.407-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>A Vitamini</title><content type='html'>1830 yılında havuçların sarı rengini karoten adı verilen bir maddenin verdiği belirlendi. Bundan 89 yıl sonra bilim adamları, Karoten ile A Vitamini arasındaki bağlantıyı keşfetti. Vitamin A aktivitesi taşıyan molekülleri iki grupta toplayabiliriz; Birincisi ; Hayvansal dokularda A vitamini aktivitesi taşıyanlar: Retinol, Hidroretinol, Retinal ve Retinoik Asit. Diğeri ; Bir çok bitki ve meyvelerde bulunan Karotenler vücutta retinole dönüşerek A vitamini aktivitesi gösterirler. A vitamini aktivitesini taşıyan moleküller suda erimezler. Eter, Benzin ve Kloroform gibi yağ çözücülerinde erirler. Isıya ve alkaliye dayanıklıdırlar. Aside, ultraviyole ışınlarına ve oksidasyona duyarlıdırlar. A vitamini donuk sarı renkte ve başlıca alkol yapıda karoten türevi bir maddedir. A-vitamini , C20H300 brüto formülünü verir. Her biri beş karbondan oluşan dört izopren kalıntısıdır. İki izopren, kalıntısından, bir beta iyonon halkası ve geri kalan iki izopren kalıntısından da bir yan kol olur, ve bu yan kol , bir primer alkol grubu ile sonlanmıştır .&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Besinlerle alınan A vitamini ; Retinol ve Karoten halinde bulunur. Ancak alınan besinlerin cinsine göre bunların oranı değişik olabilir. Hayvansal besinleri fazla tüketen bir kişide A vitamininin çoğu Retinolden gelirken, bitkisel gıdaları fazla tüketen bir kişinin diyetindeki A vitamininin çoğu Karotenden sağlanır. Karoten; Havuç , Karnabahar , Kabak , Ispanak , Domates, Lahana , Tatlı Patates , Hindiba ,Tere gibi sarı ve yeşil sebzelerde, Kiraz (Mango) ,Şeftali , Kayısı , Papaya gibi meyvelerde bol bulunur .Retinol ; ot yiyen organizmalarda ; Süt , Tereyağı , Peynir , Yumurta , Karaciğer , Böbrek , Balık, Et yağı gibi hayvani gıdalarda bol bulunur. Önerilen Tüketim Standardı ; diyetteki Beta Karoten oranına göre verilmiştir. A vitamini gereksinmesi diyetin ortalama % Beta Karoten miktarına göre hesaplanmalıdır. A vitamini ( Retinol , Beta Karoten ); Erkeklerde 5000 İÜ ( = 3 mg Beta Karoten ), Kadınlarda 4000 İÜ ( = 2-4 mg Beta Karoten) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Gebeler için " Retinol "önerilmez. Retinol alımının 15.000 İÜ’yi geçmemesi gereklidir. Besinlerdeki Retinol’ü İÜ yerine, "Retinol Eşdeğer" ağırlığı ile tanımlamak önerilir. Buna göre 1 RE (Retinol Eşdeğeri) = 1 mcg Retinol= 6 mcg Beta Karoten = 3,33 İÜ A Vitamini aktivitesi Retinol= 10 İÜ A Vitamini aktivitesi Beta Karoten =12 mcg. Diğer Karotenler Diyetin , A vitamini değeri ve günlük gereksinim buna göre hesaplanır. Ön madde ; Karotendir. Türlü Karoten formülleriyle karşılaştırıldığında Beta Karoten’den iki mol, alfa ve gamma Karotenden birer mol A vitamini oluşumu olanaklı görülür. Beta Karotenin izopren zincirinin ortasındaki çift bağ, dioksijenaz etkisiyle oksidasyona uğrayarak, iki aldehid (= retinal) oluşturur. Retinaller de NADH’ya bağlı bir redüksiyonla primer alkol haline geçer. Bu, A vitamini ' dir. Bu değişme, insan da yalnız karaciğerde ve hayvanlarda bağırsak hücrelerinde olur ve oluşan A vitamini, karaciğere, böbrek, akciğer ve yağ dokusuna, yüksek yağ asidleriyle esterleşmiş olarak, depolanır. Kanda taşınması, özel bir protein olan Retinol Bağlayan Protein ile olur. Fakat, Karotenin taşınması, lipoproteinlerle olur. Mide ve barsağa gelen bitkisel besinlerdeki Karotenlerin ufak bir kısmı (% 30-35 kadarı) besinle emilebilir. Ama, A vitamini ince barsaktan tam emilir. Yağ asidi esteri halinde şilomikron tarafından lenf yoluyla karaciğere taşınır. Karaciğerden, 1 mol A vitamini , 1 mol A vitamin yani retinol bağlayan protein ile bağlanır, bu kompleks de prealbümine bağlanır, böylece plazmada istenilen yere taşınır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;A vitamini ; D vitamini , B vitamini , E vitamini , Çinko , Kalsiyum ve Fosfor ile beraber görev yapar. A vitamini vücudun sağlıklı olabilmek için ihtiyacı olan önemli vitaminlerdendir. Bağışıklık uyarıcıdır ; Beta Karotenden zengin yiyecekler Akciğer Kanseri ve Ağız Boşluğu Kanserleri riskini azaltır , soğuk ve gribe karşı vücudu korur . A vitamini , büyüme ve vücut dokularının yenilenmesi için gereklidir. Akne gibi bazı cilt problemlerinde , cildin yumuşak ve hastalıksız olmasını sağlar. Ağız, burun , boğaz ve akciğerlerde muköz membranların enfeksiyonlara ve hava kirliliğine karşı korunmasını sağlar. Kemik ve dişlerin sağlıklı yapısını oluşturur. Aynı zamanda görme gücünü sağlar ve gece körlüğünü önler; gece ve karanlıkta görmeyi sağlayan retinanın görme işinde anahtar rol oynayan Rodopsin adlı maddeye yardımcıdır. Antioksidandır; A vitamini , normal hücre faaliyetleri ile oluşan serbest radikaller olarak adlandırılan gerekli enzimleri bozan ve hücrelere zarar veren değişmeler ve hücre zararına sebep olan maddelerin temizlenmesinde kanser ve yaşlanmanın getirebileceği hastalıkların önlenmesinde yardımcıdır . Hipertiroidi , müzmin başağrıları, böbrek , kuru , kolay kırılır saçlar için iyileştirici özelliktedir.Hayvansal besinlerle alınan Retinol esterleri sindirim sisteminde safra ve pankreastan salgılanan lipazın etkisi ile hidrolize edilir ve emilime uğrar. Bitki kaynaklı Beta Karotenin ikiye parçalanması sonucu, 2 retinaldehit molekülü ortaya çıkar. Retinaldehit indirgenerek, Retinole dönüşür. Emilen Retinol yağ asitleriyle esterleşerek kana karışır. Dolaşımla karaciğere taşınan Retinol , Retinil esterleri olarak depolanır. Gerektiğinde hidrolizlenerek ‘Retinol Bağlayan Protein” (RBP) 'e bağlanır ve dolaşıma verilerek dokulara ulaşır. Dolaşımda Retinol, retinal ve retinoik asit şeklinde bulunur. İnsan vücudundaki A Vitamin ’in %90’ı karaciğerde depolanmış olarak bulunur. Kandaki Retinol düzeyi; 20-60 mcg/dl, Beta Karoten düzeyi; 80-220 mcg/dl ‘ dir. Karotenler içerisinde en yüksek A vitamini aktivitesine sahip olanı Beta Karotendir. Diğerlerinin aktivitesi daha düşüktür. Retinol, rodopsin yapısına katılarak görmemize yardımcı olur. Gözün retina tabakasında karanlıkta görmeyi sağlayan Rodopsin pigmenti vardır. Retina üzerine gelen ışığın etkisi ile Rodopsin, Opsin ve Trans- retinale dönüşür. Bu sırada hücrede kalsiyum kanalları aktive olarak, uyarı oluşmasını sağlar. A vitamini yetersizliğinde rodopsin rejenerasyonu gecikeceğinden gece körlüğü olur. Retinoik asit ve metabolitleri epitel diferansiyasyonunu sağlar ve glikoprotein sentezinde oligosakkarit taşıyıcısı olarak rol alırlar. Retinol , hücrede steroid hormon benzeri etki gösterir ve cinsel organların gelişmesinde rol oynar. A Vitamini'nin kemiklerin büyüme ve gelişmesinde rolü vardır. Vitamin A yetersizliğinde önemli bozukluklar olmaktadır. A vitamininin çocuk ölümlerini azalttığı gözlenmiştir. Kızamık olan çocuklarda A vitamininin hastalığın şiddetinde azalmaya neden olduğu gözlenmiştir. A vitamini desteği ile ishallerin ciddiyetinde belirgin azalma olduğu bulunmuştur. A vitamini , mesane tümörlerinin önlenmesinde ve çeşitli bronşiyal displazilerin de tedavisinde önemli rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kandaki Retinol miktarı 20 mcg/dl altına düştüğünde depoların yetersiz olduğu, 10 mcg/dl altına düştüğünde depoların boşaldığı kabul edilir. Belirtiler, genellikle kornea ve konjonktivada; gözde, kuruma ve ülserasyon, solunum sistemi enfeksiyonlarında artış, deride keratinizasyon, kuruma şeklinde ortaya çıkmaktadır. En erken eksiklik belirtisi , gece körlüğüdür ( karanlığa adapte olmakda güçlük ), kseroftalmi (korneanın lipid dejenerasyonu; kornea, mukoza ve gözyaşı bezleri epitel bozukluğu ;eksik bir beslenme ile 3-3,5 ay sonra ortaya çıkar) başlıca körlük nedenidir. Gece körlüğü eksik diyetle 7 ay sonra görülür. Deride ter bezlerinin bozulmasına bağlı kuruluk ve kabalaşma ve kıl foliküllerinde keratoz ; solunum yolları enfeksiyonlarının artması , böbrek epiteli bozukluğu sonucu böbrek taşı oluşumunun artması, bütün salgı bezleri ve yollarında atrofiler ve üretim yolları atrofisi sonucu kısırlık, vajina mukozası keratinleşmesi gelişir. Diş ve kemik üzerine de, A vitamininin etkisi vardır. Eksikliğinde, dişte ameloblast ve odontoblastların güçsüz gelişmelerinin sonucu olarak dentinin yoksulluğu ya da anormal oluşumu meydana gelir. Yine A vitamini eksikliğinde, kemik büyümesinin duraklaması ya da anormal oluşumları sık görülür. Safra yolları, Pankreas Hastalıkları, “sprue” ve Ülseratif Kolit, A vitamini eksikliğinin birinci ve en çok görülen nedeni olmaktadır. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde A vitamini yetersizliği hastalıkları önemli bir sağlık sorunudur. A Vitamininin genel metabolizmadaki başlıca fonksiyonlarından biri hücreler arası maddelerin ve kollajenin sentezini ve zarlarının (hücre zarlarının, mitokondri, lizozom gibi hücre parçacıklarının zarlarının) dokusal bütünlüğünü ve normal geçirgenliğini korumaktır. Epitel dokunun çalışmasındaki işlevinden dolayı; A vitamini yetersizliklerinde bir çok organda fonksiyon yetersizlikleri ortaya çıkmaktadır. A vitamininin suda eriyen formu ; tedavide daha önem taşır. 13 .cis retinoik asit (İsotretinoin) kistik akne tedavisinde uygulanmaktadır. Bir çok vitamin ve vitamin olmayan maddenin noksanlığında görülen büyüme bozukluğu (iskelet büyümesi durması) da A vitamini için bir belirtidir. Önce kemik büyümesi durur. Bu durma, eğer uzun ve büyükse, kafa ve omurgayı da ilgilendirir. İçindeki beyini ve bulbusu da zararlandırabilir. Daha sonra yumuşak doku katılır, ön sırada bağ dokusu (kollajen yapısı ve mukopolisakkarid oluşumu) bozulur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;A vitamini ( Retinol ) güvenlidir, çünkü yağda çözünen vitaminlerdendir ve karaciğerde depo edilir. Dikkatli kullanılmaz ve uzun süre çok yüksek doz alınırsa toksik olabilir. Çok uzun süreli, çok yüksek dozlarda A vitamininin alınması toksik olabilir.Günlük dozun; 8000-10000 İÜ yi geçmemesi tavsiye edilir . Karaciğer hastasıysanız günde 10.000 İÜ üzerinde A vitamini almamanız gereklidir . Çocuklar , bir aydan uzun süre ile günlük 18.000 İÜ’den fazla A vitamini almamalıdır. Besinlerle alınan Beta Karotenin toksik etkisi yoktur. Kısa sürede alınan (bir kaç gün) 100.000 İÜ/gün veya daha yüksek dozdaki A vitamininin toksik etkisi vardır. Uzun zamanda (birkaç ay) 25.000 - 50.000 İÜ/gün alındığında toksik etkisi vardır. Günde 50.000 İÜ veya daha fazla A vitamini alınmasıyla ortaya çıkan ve 6 ay veya daha uzun sürede gelişen belirtiler; sinirlilik, iştah kaybı ve cilt döküntüleri , deri kaşıntıları, kas ve kemik ağrıları, vücut kıllarında değişiklik, saç kaybı,karaciğer ve dalak büyümesi, bulanık görme, bulantı ,kusma, baş ağrısı , diyare, anemi , gut artriti , sarılık, kadınlarda menstrüasyon bozuklukları gibi belirtiler vitaminin kesilmesiyle düzelir. Hamile kadınlarda günlük 25.000 - 50.000 İÜ gibi yüksek dozlarla bebekte konjenital malformasyonlar oluşur. A vitamini ile zehirlenme olabilirken , Beta Karoten ile bu çok nadirdir. Çünkü ; Beta Karoteni vücudun A vitaminine çevirmesi gereklidir. Pek çok uzman ; A Vitamini yerine, Beta Karoten alımını daha güvenli ve etkili olarak görmektedir. Beta Karotenden zehirlenme olmaz. Fenitoin ( etkinin azalması ) , Oral Antikoagülanlar, Nitratlar ( A vitamininin yüksek dozlarında etki artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A Vitamini İçin Miktarlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yiyecek Miktar Retinol Equivalant&lt;br /&gt;Karaciğer (Dana) 6 gr  9124&lt;br /&gt;Balıkyağı  1 kaşık  4080&lt;br /&gt;Yumurta sarısı  1 büyük 97&lt;br /&gt;Peynir  2 gr  86&lt;br /&gt;Süt 1 Fincan 76&lt;br /&gt;Kaymak (Krema)  1 Kaşık 63&lt;br /&gt;Beta Karoten İçin Miktarlar&lt;br /&gt;Yiyecek Miktar Retinol Equivalant&lt;br /&gt;Patates  1 orta boy  2487&lt;br /&gt;Havuç 1 orta boy 2025&lt;br /&gt;Brokoli 1 fincan 136&lt;br /&gt;Kayısı 1 tane 92&lt;br /&gt;Yetişkin Erkeklerde Vitamin A ihtiyacı 1000 Retinol Equivalant&lt;br /&gt;Yetişkin Kadınlarda Vitamin A ihtiyacı 800 Retinol Equivalant&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-574042765338230432?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/574042765338230432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/vitamini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/574042765338230432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/574042765338230432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/vitamini.html' title='A Vitamini'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-509537468912978566</id><published>2009-07-23T17:24:00.003-07:00</published><updated>2009-07-23T17:24:29.805-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Biruni</title><content type='html'>Birunî Eserlerindeki yüksek fen bilgileri, kendinden sekiz asır sonra gelen fen bilim adamlarını dahi hayrette bırakmış, bugünkü fennin mimarlarının rehberi olmuş büyük fen ve islâm âlimidir. Arapça yazdığı kitaplarda sık sık Türkçe kelimeler kullanması , ilk astronomi gözlemlerini Türklerin oturduğu bölgelerde yapması onun Türk olduğunu göstermektedir, ve bu yüzden Türk bilgini olarak tanınmaktadır. İsmi Muhammed bin Ahmed el Birunî el- Harezmi olup künyesi Ebû Reyhan’dır. Birunî ya da Beyruni ismiyle ün yapmış olup, batı dünyasında Ali Boron adıyla tanınmaktadır. Çok yönlü bir bilgin olan Birunî matematik, astronomi, tıp, trigonometri, fizik, doğabilim, eczacılık, jeoloji, sosyoloji, tarih, coğrafya, felsefe, etnoloji , dinler tarihi, filoloji , botanik, mineraloji gibi alanlarda 100 den fazla eser vermiştir. Birunî Türkçe, Arapça, Farsça, Sanskritçe, Yunanca, İbranice bilmekteydi ve sadece İslâm aleminde değil tüm dünyada tanınmakta ve saygıyla anılmaktadır. Vasili V. Bartold tarafından “en büyük İslâm bilgini” olarak nitelenen Birunî akılcı ve nesnel yöntemiyle yalnız İslam dünyasının değil, çağının en büyük bilginleri arasında yer alır. Eserlerinin çoğu batı dillerine çevrilmiş ve defalarca basılmıştır. 1973 yılında doğumunun 1000. yıldönümü olması nedeniyle UNESCO’nun önayak olması ile bütün dünyada anılmıştır. Hayatı Birunî 973 (H. 362) yılında Zilhicce ayının üçüncü günü Kas’da doğmuştur. Küçük yaşta iken babasını kaybetmiş çok zor şartlar altında yetişmiştir. Daha çocuk yaşta üstün kabiliyeti ve keskin zekası ile dikkatleri üzerine çekmiş, Harezmşah hanedanından meşhur âlim ve matematikçi Ebu Nasr Mensûr bin Ali Irak onu himayesi altına almıştır. Onun aracılığıyla Harizm sarayına girerek dönemin ünlü bilginlerinden matematik ve astronomi öğrenimi görmüştür. Ebu Abbas memnun bin Muhammed Kas kentini alarak Batı Harizm Sülalesinin egemenliğine son verince (995), bir süre Rey’de kaldıktan sonra Cürcan’a yerleşerek Sultan Kabus Vüşmgir’in sarayına girmiş, orada el-Âsâru’l-bâkiye ani’l kuruni’l-haliye adlı tarih ve kronoloji alanındaki ünlü yapıtını sultana sunmuştur (1001).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-509537468912978566?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/509537468912978566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/biruni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/509537468912978566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/509537468912978566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/biruni.html' title='Biruni'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1603497038338876803</id><published>2009-07-23T17:24:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:24:16.149-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Ömer Hayyam</title><content type='html'>Asıl adı Giyaseddin Ebul Feth Bin İbrahim El Hayyam dır.18 Mayis 1048de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almistir.Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.İlgilendiği ilimler:matematik ,fizik,astronomi,şiir,tıp,müzik. Horasanın yıldızı; İranın; Irakı Acemi ve Irakı Arabi olmak üzere her iki Irakın dahisi, feylesofların prensi Ömer! Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sinadan sonra Doğunun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almadi, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyamın çalışmaları şöyle sıralanabilir: Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesidir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, “ sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim” olarak tanımlardı.Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştir. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur.Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1603497038338876803?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1603497038338876803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/omer-hayyam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1603497038338876803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1603497038338876803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/omer-hayyam.html' title='Ömer Hayyam'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-3745454824811552090</id><published>2009-07-23T17:23:00.003-07:00</published><updated>2009-07-23T17:23:59.227-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>İbni Sina</title><content type='html'>Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belhten gelerek Buharaya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşandayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerimi ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedanda öldüğü zaman 150den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler. İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu. Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği bir takım meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu. Defalarca okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı. Buhara çarşısında gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat tellâlı, bunu satın almasını, bu sayede birçok meseleyi kolayca halledebileceğini söyledi. Bir mezat tellâlının bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâya çok güç geldi. Onun okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa kitap satıcıları kendisini tanıyorlardı. İbni Sînâ, kendisine tavsiye edilen Fârabînin Aristoya ait şerhini satın aldı. Bir defa okumakla, o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu gördü: “Şükür sana Yârabbi!” diye secdeye kapandı ve Fârabînin yolunda fukaralara sadaka dağıttı. Oysa, İbni Sinâ doğduğu zaman Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği sırada da hayattaydı. Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-3745454824811552090?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/3745454824811552090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/ibni-sina.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3745454824811552090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3745454824811552090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/ibni-sina.html' title='İbni Sina'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-6744535949279923530</id><published>2009-07-23T17:23:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:23:43.208-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Farabi</title><content type='html'>Farabi  Türk-İslam  filozofudur. Batı  kaynaklarında  adı  latince  olarak   Alphorabius  şeklinde  geçer.  İlk  öğrenimini  doğduğu  ilde, yüksek öğrenimini Bağdat’ta yaptı. Zamanın ünlü bilginlerinden,  bu  arada  hıristiyan  filozofu  Ebu  Bisr  Mate  Bin  Yunus’tan  İsogaca  ve  mantık  Ebu  Bekr ibn-i  el  Sarraç’tan  nahiu (dilbilgisi)  dersleri  aldı.  Harran’da  felsefe  ile  ilgili  çalışmalar  yaparken  tanıdığı  Yuhanna  Bin  Heylan’dan  ders  aldı.  Aristoteles’in  ortaçağda  bilinen  eserlerini  inceleyerek  gezimciler (messaiyün)  adlı  felsefe  okulunun  görüşlerini  öğrendi.  Birçok  illeri  gezdikten  sonra  Halep’e  gitti.  Nedameni  hükümdarlarından  Sseyfiddevle’nin  sarayında  bir  süre  kaldı.  Hayatı  hakkında  bilgi  verenler  Ebul  Hasan  el  Beyhaki,  İbn  Ebu  Usebiye  gibi  kendisinden  yüzlerce  yıl  sonra  yaşamış  yazarlardır. Bu  yüzden  yazdıklarının  kesinliğinden  anlattıklarının  doğruluğundan  her  zaman  şüphe  edildi.  Bunlar  Farabi’nin  gerçek  hayatından  çok  efsanelerden  söz  eden,  düşünce  düzeniniden  yoksun  eserlerdir. Anlattıkları  bir  filozofa  değil  bir  ermişe  yakışacak  niteliktedir.  Yaygın  bir  ünü  olmayan  Farabi  ölümünden  sonra  Batı’da  Ortaçağ  hıristiyan  filozoflarının  ilgisini  çekti.Din  felsefesinin  yaygın  olduğu  sürece  yalnız  bir  konuyla  ilgilenenlerin  atnıdığı  bir  bilge  olarak  kaldı.  Aziz  Augistunus’tan  sonra  hızla  gelişen  patristik  felsefesi  Aristoteles  ve  Eflatun’  arapça  tercümeler  yardımıyla  tanıyınca; islam  filozofları  birer  kaynak  oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-6744535949279923530?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/6744535949279923530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/farabi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6744535949279923530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6744535949279923530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/farabi.html' title='Farabi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8547104447055501195</id><published>2009-07-23T17:20:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:22:34.687-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgisayar'/><title type='text'>Bilgisayar Temel Kavramlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BİLGİSAYARIN TEMEL KAVRAMLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İkili sayma sistemi ilkelerine göre (0 ve 1) çok hızlı elektronik hesaplama yapabilen araçlara "bilgisayar" denir. Bilgisayar, ona verilen bilgileri "girdi" olarak alır, işledikten sonra "çıktı" olarak sunar.&lt;br /&gt;Bir bilgisayar sistemi temel olarak "Yazılım" ve "Donanım" diye iki kısımda incelenebilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. BİLGİSAYARIN DONANIMI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bilgisayar donanımı deyince, bilgisayar sistemine ait fiziksel parçaların bir bütünü anlaşılmalıdır. Bilgisayar sisteminin donanımını "iç donanım" ve "dış donanım" diye ikiye ayırmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1. Bilgisayarın İç Donanımı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bilgisayarın kasasında (tower) yer alan -kablolar da dahil olmak üzere- parçalardır. Bir bilgisayarın iç donanımı şu önemli parçalardan oluşmaktadır;&lt;br /&gt;• CPU (CENTRAL PROCESSING UNIT- merkezi işlem birimi)&lt;br /&gt;• RAM (RANDOM ACCESS MEMORY- rasgele erişimli bellek)&lt;br /&gt;• HARD DISK (HD- sabit disk)&lt;br /&gt;• ROM (READ ONLY MEMORY- salt okunur bellek)&lt;br /&gt;• MAINBOARD (-ana kart veya sistem kartı)&lt;br /&gt;• FLOPPY DISK DRIVE (FDD- disket sürücü)&lt;br /&gt;• CACHE (-ön) BELLEK&lt;br /&gt;• GRAPHIC CARD (- ekran kartı) v.b.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.1. CPU (CENTRAL PROCESSING UNIT- merkezi işlem birimi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; "Ana İşlem Birimi" yada kısaca "İşlemci" de denir. Bir insan için beyin ne anlam taşıyorsa bilgisayar için de CPU aynı anlamı taşır. Bilgisayardaki tüm iş akışını denetler, yönlendirir. Bilgisayarlar CPU'lara göre değerlendirilirler. Örneğin 386, 486, pentium gibi isimler alırlar. Bilgisayarın hamalı gibi görev yaparlar. İşin büyük kısmı CPU'ya aittir. CPU'ya diğer donanım birimleri de yardımcı olur. Bu birimlerin kaliteli olması kapasitelerinin yeterli olması CPU performansını arttırır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.2. RAM (RANDOM ACCESS MEMORY- rasgele erişimli bellek)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bilgisayarın birincil bellek ünitesidir. "Ana Bellek" de denir. Bilgisayardaki programların hızlı çalışması ve işlemlerin hızlı gerçekleşmesi için gerekli olan iç donanım birimidir. RAM 'a yüklenen bilgiler geçicidir. Elektrik akımı kesildiğinde silinirler. Bilgisayar açılıp sistem bilgileri görüntülendikten sonra işletim sistemi dosyaları ana sürücünün kök dizininden RAM 'a yüklenir. Bilgisayar kullanırken çalıştığımız programlar da RAM 'a yüklenir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.3. HARD DISK (HD- sabit disk)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; İkincil bellek birimidir. Bilgi depolamak amacıyla kullanılır. Disketlere oranla daha hızlı RAM 'a göre daha yavaş çalışır. Kapasitesi ise her ikisinden de yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.4. ROM (READ ONLY MEMORY- salt okunur bellek)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Elektrik kesilmesinden etkilenmeyen, üretici firma tarafından yüklenen sistem bilgileri ile BIOS (BASIC INPUT-OUTPUT SYSTEM- bilgisayarın açılarak çalışır duruma gelmesini sağlayan) bilgilerinin bulunduğu birimdir. Bu bilgiler sadece uzman programcılar tarafından değiştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.5. MAINBOARD (-ana kart veya sistem kartı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bir bilgisayarın tüm iç ve dış donanım birimleri arasındaki bağlantıyı, gerek kablo aracılığıyla gerekse doğrudan üzerine takılarak sağlar. Bilgisayardaki her bir donanım birimini birer kent gibi düşünürsek, ana kart'a da bu kentlerden gelen tüm yolların kesiştiği merkezi bir yer gibi düşünebiliriz. Ana kartı kalbe de benzetebiliriz. Ana kart üzerindeki yolları damarlara benzetebiliriz. Kalbiniz sizin için ne anlam ifade ediyorsa ana kart, bilgisayar için aynı anlamı taşır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.6. FLOPPY DISK DRIVE (FDD- disket sürücü)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Disketlere okuma yazma yapılmasını sağlayan birimlerdir. Disketler de ikincil bellek birimleridir. Piyasada en çok bulunan disketler, boyutları 3,5 inç, kapasiteleri 1,44 MB olan disketlerdir. Kapasiteleri 720 K, 2,88 MB olan disketlerde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1.7. CACHE (-ön) BELLEK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; RAM ile CPU arasındaki veri transfer hızını arttırmak için var olan birimdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.2. Bilgisayarın Dış Donanımı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.2.1. MONITOR (-ekran)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; İşlenen bilgilerin gözlenmesine olanak tanıyan birimdir. Sıkça "text ekran", "grafik ekran" modlarından söz edildiği için bu kavramların anlaşılması iyi olur. Text (-metin) ekran, satır ve sütunlar halinde gösterilen harfler, rakamlar veya özel karakterlerden oluşan ekrandır. Grafik ekran ise "pixel" denilen noktalarla ekrana düşürülen her şeyi ifade eder. Pixeller arasındaki mesafe az ise görüntü daha iyidir. Görüntünün iyi olması "ekran çözünürlüğü yüksek" şeklinde yorumlanır. Yani pixeller arasındaki uzaklığın azlığı nokta sayısını arttırır. Dolayısıyla çözünürlük te artar. Ekran kartının kaliteli olması ve ekran kartının bellek kapasitesinin yüksek olması da çözünürlüğü arttırır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.2.2. KEYBOARD (-klavye)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Üzerinde harfler, rakamlar ve özel karakterler ile özel işlevleri olan tuş takımlarını bulunduran ve bunların sayesinde bilgisayara bilgi girmenizi, komut vermenizi sağlayan birimlerdir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.2.3. MOUSE (-fare)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bilgisayara bilgileri girmek için (ekranda görerek tıklama) kullanılan birimdir.&lt;br /&gt;Diğer Donanım Birimleri : Yazıcı, çizici, tarayıcı, ışıklı kalem, ses kartı, cd-rom sürücü, hoparlör, mikrofon, televizyon kartı, modemi oyun çubuğu....vs.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.3. Bilgisayar Hafıza (Bellek) Birimleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Bilgisayardaki çeşitli bellek birimlerinden bahsedildi. Örneğin RAM, HARDDISK ve disketlerden ve kapasitelerden de bahsedildi. Bu kapasitelerin temel ölçü birimi "Byte" dir. Buna göre 1 Byte=8 Bit 'tir. Bu simge Binary Digit'in kısaltılmasıdır. Bilgisayarın çalışma mantığı ikili sayma sistemine göredir. Bu yüzden bir bit "0" yada "1" in herhangi biridir. Bir bit bilgisayarın en küçük hafıza birimidir ve tek başına bir anlam ifade etmez. Ancak "Byte" temel hafıza birimidir ve bir karakter ancak bir byte (8 bit) ile ifade edebilir. Örneğin A karakteri sayısal olarak şu şekilde ifade edilebilir: 01000001.&lt;br /&gt;Bu ikili sayma sistemine göre yazılmıştır. Onlu sisteme göre eş değeri 1x20+1x26=65'tir. Bilgisayardaki tüm ASCII karakterleri 255 tanedir. A karakteri 65 inci karakter anlamına gelir.&lt;br /&gt;1 KB = 1024 Byte&lt;br /&gt;1 MB = 1024x1024 byte = 1048576 Byte&lt;br /&gt;1 GB = 1024x1024x1024 = 1073741824 Byte&lt;br /&gt;KB : kilo byte&lt;br /&gt;MB : mega byte (milyon byte)&lt;br /&gt;GB :giga byte (milyar byte)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8547104447055501195?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8547104447055501195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bilgisayar-temel-kavramlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8547104447055501195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8547104447055501195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bilgisayar-temel-kavramlar.html' title='Bilgisayar Temel Kavramlar'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-210965522182096693</id><published>2009-07-23T17:20:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:20:47.057-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Bakteriler ve Yararları</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BAKTERİLERİN YARARLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bakteriler olmasa, hayvan dışkıları, hayvan leşleri, ölü bakteriler çürümez ve her yer büyük çöp yığınlarıyla dolup taşardı. Ayrıca bakteriler, toprağı çeşitli yollarla zenginleştirirler. Azot bağlayıcı bakteriler, atmosferdeki azot gazını kullanarak, bitkilerin büyümesi için gerekli azota dönüştürürler. Baklagillerin köklerinde Rhizobium cinsinden bakteriler içeren küçük yumrular bulunur ; bu bakteriler, azot bağlanmasına yardımcı olur ; siyanobakteriler ise, havadaki serbest azotun bağlanmasını sağlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakteriler sanayide peynir, yoğurt, ayran, sirke, lahana turşusu, vb. besinlerin üretilmesinde çok önemli rol oynarlar. Topraktan elde edilen bakterilerdense, streptomisin gibi antibiyotiklerin yapımında yararlanılır. Deri tabaklanırken, tütün işlenirken, organik atıklar lağım arıtma tesislerinde arıtılırken de bakterilerden yararlanılır. Sığırlar, keçiler ve koyunlar otla beslenir, ama bakteriler olmasa yedikleri otların sert lifli selülozlarını kolayca sindiremezlerdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-210965522182096693?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/210965522182096693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-yararlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/210965522182096693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/210965522182096693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-yararlar.html' title='Bakteriler ve Yararları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7154398046848621301</id><published>2009-07-23T17:19:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:20:36.092-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Bakteriler ve Üreme</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bölünerek Çoğalma:&lt;/span&gt; Bütün bakteri türlerinin esas üreme şekli bölünmedir. Bu bölünme eşeysiz üreme biçimidir. Su, besin maddesi ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. Bu bölünmeler her 20 dakikada bir gerçekleşir. Bölünen bütün hücreler yaşasa, bir hücre 6 saat içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakterilerin bölünmeleri mitoza benzer. Ancak çekirdek zarı ve belli bir kromozom sayısı olmadığı için tam bir mitoz değildir. Buna Amitoz Bölünme denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sporlanma:&lt;/span&gt; Bazı bakteri türleri yaşadıkları ortam şartları bozulunca endospor oluşturarak kötü şartları geçirirler. Endosporlar, kalıtım materyalinin çok az bir sitoplazmayla beraber çevrilmiş halidir. ortam şartları normale dönünce çeper çatlar, endospor gelişerek normal bakteriyi meydana getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eşeyli Üreme (Konjugasyon):&lt;/span&gt; Bakteriler bölünerek çok hızlı üremelerine, olumsuz şartları da endospor oluşturarak geçirmelerine rağmen, düzensiz de olsa eşeyli üremeyi gerçekleştirirler. Çünkü bu sayede kalıtsal çeşitliliklerini artarak değişen ortamlara uyum yapma imkanı bulurlar. Bu çeşitliliğe kalıtsal varyasyon denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konjugasyon (kavuşma) esnasında DNA yapısı farklı iki bakteri yan yana gelerek aralarında geçici bir zardan köprü oluştururlar. Bu köprü aracılığı ile DNA parçalarını değiştirirler. Sonra ayrılarak bölünmelerine devam ederler. Dikkat edilirse çok hücreli canlılarda görülen eşeyli üremeden çok farklı bir eşeyli üreme oluşmaktadır. Bunlarda gamet oluşumu ve döllenme yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bakteriler diğer canlılara göre daha kolay mutasyona uğrarlar. Mutasyon genellikle zararlı ve öldürücü olmakla beraber, bakterilerde bazen olumlu sonuçlar veren faydalı mutasyonlar oluşabilmektedir. Bugün bakteriler besin (kültür) ortamlarında yetiştirilerek incelenmektedir. En iyi geliştikleri kültür ortamı et suyudur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7154398046848621301?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7154398046848621301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-ureme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7154398046848621301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7154398046848621301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-ureme.html' title='Bakteriler ve Üreme'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8764092959422756348</id><published>2009-07-23T17:18:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:19:41.372-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Bakteriler ve Sınıflandırma</title><content type='html'>19.yy’da biyolojinin gelişmesiyle, bakterilerin bitki de hayvan da olmadıkları ortaya konmuştur. Bakterilerin de gerçek bitkiler gibi sert hücre çeperleri vardır ; ama birçok bakteri türü hareket ederler ve enerjilerini, gelişmelerini organik besinlerden sağlarlar. (yalnızca birkaç bakteri türü fotosentezden yararlanır.) Eski iki evrenli sınıflandırma sisteminde bakteriler, bitkiler evrenine yerleştirilmişse de, günümüzde kullanılan beş evrenli sistemde bir hücreli prokaryotlar (bakteriler, kinobakteriler ya da mavi-yeşil su yosunları) Moneralar evrenine, bir hücreli ökaryotlar (protozoalar) ise Protistalar evrenine yerleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BİÇİMLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biçimlerine göre 4 tip bakteri hücresi vardır: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çubuk Şeklinde olanlar (Basiller) :&lt;/span&gt;  ‘Kamçılılar’ adı verilen, hücrenin çevresini saran kirpiklerin ya da kamçıların yardımıyla hareket eden  silindirimsi ya da çomak biçimli bakterilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yuvarlak olanlar (Coccus) :&lt;/span&gt;  Zincirler halinde gelişerek ‘streptokoklar’ oluşturan küre biçimli bakterilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda türleri genetik yapılarına göre düzenleyen bir sınıflandırma sistemi hazırlanmıştır. Bu sistemde , son derece farklılaşmış bir bakteri öbeği oluşturan Archaebacteria öbeği, RNA dizilimi temel tutularak, bakterilerin büyük bir çoğunluğunu kapsayan Eubacteria takımından ayrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;GRAM BOYAMA SİSTEMİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakterilerin saptanmasında yaygın olarak kullanılan gram boyama yöntemi, 1884’te, Danimarkalı bakteribilim uzmanı Hans Christian Gram tarafından kusursuzlaştırılmıştır. Bu işlemde bakteriler, özel boyarmaddelerle ya da öbür kimyasal maddelerle boyanır. İşlemden geçirilen bakteriler iki gruba ayrılır ; koyu menekşe rengine dönen bakterilere  ‘gram-pozitif bakteriler’, kırmızıya dönüşenlere ise ‘gram-negatif bakteriler’ denir. Hekimler, bakteri enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanacakları uygun antibiyotiği belirleyebilmek için, gram boyama yöntemine çok sık başvururlar. Gram-pozitif bakteriler daha çok penisiline, gram-negatif bakteriler ise daha çok streptomisin gibi öbür antibiyotiklere duyarlıdırlar. Bakterilerin boyama işleminde farklı renkler almalarının nedeni henüz tam anlamıyla aydınlatılmamışsa da, eldeki veriler, bu farklılığın bakteri hücre çeperinin  yapısındaki özelliklerden&lt;br /&gt;kaynaklandığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aerob Bakteriler:  &lt;/span&gt;Bazı bakteri grupları (Escherichia coi, zatürree ve yoğurt bakterisi gibi) ancak oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri olmadığı için solunum hücre zarının iç kısmındaki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir.Örnek:AzotBakterileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Geçici Aerob veya Geçici Anaerob Olanlar:&lt;/span&gt;  Asıl solunumları oksijensiz olduğu halde kısa süre için aerob olanlara "Geçici Aerob" denir. Normal solunum şekli aerob olanlar ise havasız kalınca fermentasyona başvururlar.Bunlara"GeçiciAnaerob"denir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8764092959422756348?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8764092959422756348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-snflandrma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8764092959422756348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8764092959422756348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-snflandrma.html' title='Bakteriler ve Sınıflandırma'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-4321664865811517917</id><published>2009-07-23T17:18:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:18:44.089-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Bakteriler ve Boyutları</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bakteriler&lt;/span&gt; mikron cinsinden ölçülür. Bakterilerin büyüklüğü normal bir ökaryot hücredeki mitokondri kadardır. Birçok türün genişliği 0.1 – 4.0 mikron, boyuysa 0.2 – 50 milkron arasında değişir. Bakteriler aşağı yukarı her yerde bulunur. En çok organik atıkların ve suyun bol bulunduğu yerlerde yaşarlar. Yaklaşık 2000 bakteri türü belirlenmiştir ve bunların birçoğu, bulundukları ortamdaki öbür mikroorganizmaları yokederler. Atmosferin oksijensiz en üst tabakasında, denizin 10 km. dibinde, donmuş toprakta, sıcak su kaynaklarındaki&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-4321664865811517917?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/4321664865811517917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-boyutlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4321664865811517917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4321664865811517917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bakteriler-ve-boyutlar.html' title='Bakteriler ve Boyutları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8503896501007172535</id><published>2009-07-23T17:17:00.003-07:00</published><updated>2009-07-23T17:17:51.528-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Jean Jaques Rousseau</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;JEAN JAQUES ROUSSEAU (1712-1778)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Rousseau insanın doğa durumundayken birbirleriyle eşit ve özgür olduklarını düşünür, ancak toprakların bölüşülmesi ile mülkiyet hakkı  ortaya çıkmıştır. Böylelikle insanlar zengin ve yoksul  olarak ayrılmışlar, buradan ise eşitsiz bir ortam ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;Rouseau “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde toplumu tüm üyelerinin birliği ile kurulan siyasal bir yapı olarak tanımla ve bu yapıyı da devlet olarak adlandırır. Doğuştan özgür ve bağımsız olan insan  elbette ki özgürlüğünden vazgeçmeyecektir, bu yüzden  onun özgürlüğünü gerçekleştirebileceği bir düzen bulmak gereklidir. Yapılacak  şey ise, bireyleri istekleri çerçevesinde  bir araya getirmektir. Rosseau’ya göre gerçek toplum düzeni bir anlaşma düzenidir. Bu düzende tüm üyeler birbirleriyle karşılıklı yükümlülük içindedirler. Bu durumu sözleşmeli ortalıklar olarak düşünmek mümkündür.  Herkes eşit  hak ve eşit  değerlere sahiptir. Ancak bireyler sözleşmeye ne ölçüde bağlı kalırlarsa  o ölçüde özgür olacaklardır, bu da demektir ki özgürlük başına buyruk olarak davranmakla değil, düzenli birliktelikte gerçekleşmektedir.  Eşitliği koruyan tek güç ise sözleşmenin bağlayıcı gücü olmaktadır. Böylece doğa durumundaki eşitliğinden uzaklaşmış olan insan , yasal eşitliğini kazanmış olmaktadır.&lt;br /&gt;Rousseau toplum sözleşmesinin bireylerin isteklerine  göre yorumlanamayacağını, ancak genel istem ile gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür.  Bu anlayışa göre halk özgürlük ve bağımızlığın dayanağı olmaktadır.  Diğer bir deyişle sözleşmeyi sağlayacak ve ayakta tutacak tek güç halkın gücüdür. Rosseau’ya göre genel istem ortak istem anlamında değildir, yine aynı şekilde bireysel isteklerin de toplamı olmamaktadır. Bu durumda tek tek kişilerin yararı gözetilmiş olmaktadır. Oysa genel istemde tüm toplumun yararı söz konusu olmaktadır. Genel istemin devamlılığı  yasalarla sürdürülmelidir, o halde toplusal sözleşmenin sıkı sıkıya yasalaştırılması gerekmektedir. Bu yasa düzeninde toplumu kendi çıkarına ya da herhangi bir  toplumun çıkarına  kullanmak isteyenlere değil halkın çıkarını gözetenlere yer olacaktır. Bu düzeni sağlayacak olanlar ise önderle olacaktır, önderler ise doğa durumundaki insanın yapısını ve gereksinimlerini iyi bilen kişiler olacaklardır. Bu düşünceleri Rousseau 1789 Fransız Devrimi’ne önderlik etmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8503896501007172535?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8503896501007172535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/jean-jaques-rousseau.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8503896501007172535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8503896501007172535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/jean-jaques-rousseau.html' title='Jean Jaques Rousseau'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-9214690724466790777</id><published>2009-07-23T17:17:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:17:23.346-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Locke</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;LOCKE (1632-1704)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Descartes’in doğuştan var olduğunu  söylediği düşüncesine Locke karşı çıkarak “İnsan Anlığı Üzerine” adlı denemesinde; insanda doğuştan fikirler bulunsaydı bu genel fikirler  hiçbir deneyi gerektirmeksizin ya da her türlü deneyden önce  var olması gerekirdi, ayrıca çocuklarda, okuması yazması olmayanlarda ve ilkellerde de ortaya çıkması gerekecektir demiştir.&lt;br /&gt;Locke doğuştan gelen bilgileri yok saydığı için insan zihnini boş bir levha (tabula rasa) olarak ele almaktadır. Bu düşünceye göre tüm bilgiler deney ile elde edilmektedir. Bu anlamda Locke’un bilimsel yöntem anlayışı deneycilik olmaktadır.&lt;br /&gt;Locke’a göre insanın doğa durumu Hobbes’un belirttiği gibi herkesin herkesle savaş halinde olduğu bir ortam değildir.  Çatışmalardan, kavgalardan uzak özgürce bir yaşama halidir. Anlaşmazlıklar çok azdır, böylece insanlar arasında karşılıklı hoşgörü ve yardımlaşma vardır. Bu durumda insan sadece tüketici konumdadır, yaşamını sürdürmek için avlanmakta ve bunları saklamaktadır. Korunma içgüdüsü, yoksulluk ve ölüm korkusu onu çalışmaya  sev etmektedir, çalışmasının tek amacı yoksulluktan kurtulmaktır. Çalışması sonucu edindikleri ise  kendi doğal mülkiyetinde olmaktadır.&lt;br /&gt;Locke bu konuda Hobbes’la karşıt görüştedir, daha iyimser bir yaklaşımı vardır. Locke böyle bir doğa durumundan  toplum hayatına geçişin nedeni olarak ise  insanların güvenlik ihtiyacını ileri sürmüştür; can ve mal güvenliğinin olmaması toplumsal yaşantıya geçmelerini gerektirmiştir.&lt;br /&gt;Böylelikle devlet, Hobbes’ta ki gibi kendi kendini savunma hakkından sözleşme ile vazgeçilmesi ve kendi  kendini savunmanın gerektirdiği yetki ve egemenliğin hükümdara devredilmesi olmaktadır. Devletin bir güç olarak ortaya çıkmasında ise rolü gerçekte kişinin çalışmasının ve hepsinden önce mülkiyet hakkının korunması olmuştur. Artık kişiler yalnız doğa durumunda değil devlet içinde de birbirlerine karşı özgür olmaktadırlar.&lt;br /&gt;Locke’un düşüncesinde önemli olan diğer bir husus da devlette yasama, yürütme ve yargılama güçlerinin onları Tanrı’dan aldığı yetkeyle bildiği gibi kullanan kişiye verilmeyeceği anlamına gelen güçler ayrılığı ilkesidir.&lt;br /&gt;Locke, kilise ile devletin ayrı ayrı işlevleri olduğuna inanmaktadır ve bu işlevlerin karıştırılmaması, birbirlerinde ayrılması gerektiğini düşünmüştür. Devlet’in ise dinin korunması gibi bir işlevi vardır, ancak ilke olarak  her iki kesimde kendi içinde bağımsız davranmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-9214690724466790777?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/9214690724466790777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/locke.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9214690724466790777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9214690724466790777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/locke.html' title='Locke'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-5545619627726604415</id><published>2009-07-23T17:16:00.002-07:00</published><updated>2009-07-23T17:17:01.856-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Thomas Hobbes</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THOMAS HOBBES ( 1588-1697)&lt;/span&gt;’un toplumsal düşüncesi İngiltere’nin o dönemde içinde bulunduğu durumdan, iç savaştan doğmaktadır. İngiltere’de zayıf, keyfince hüküm süren ve değişken bir iktidar vardır, herkes bu iktidara kendi hakkı olduğunu ileri sürerek  kavga etmektedir ve görünürde de her biri haklıdır. Görünürde hiçbir barış olasılığı yoktur, ülke bir yandan dışarıdan gelen tehlikelerle karşılaşırken, içeride de insanlar güvenlik ve korumadan yoksun olarak yaşamaktadırlar. Bu ortam Hobbes’un insanın doğal durumunun herkesin herkese karşı savaşı olarak yorumlamasına neden olmuştur. Hobbes’ a göre bu durum yöntemli bir şekilde kurulacak barış ve aklın baskısı ile son bulacaktır.&lt;br /&gt;Herkesin herkese karşı savaşının insanın doğal hali olması gibi, başkalarının saldırılarından korkmadan  amaca ulaşmayı, yaşamı sürdürmeyi sağlayacak olan  barış dileği de  doğal bir sonuç olmaktadır. O halde barışa nasıl ulaşılabilecektir? Bu ise gereksinimlerin herkese hak gözetir ve saygı görür bir dağıtımı ile olacaktır.  Gereksinimlerin giderilmesi için  saldırma hakkından vazgeçmek bir çözüm olmaktadır. Bu vazgeçmede  herkesin herkesle yapmış olduğu bir sözleşme ile onaylanmaktadır.&lt;br /&gt;Mutlak yönetim inancı  Hobbes’un siyaset felsefesinin temelini oluşturmaktadır. Hükümdara sonsuz haklar tanınmıştır. Böylelikle  tüm ayaklanmalar, devrimler yasadışı sayılacaktır.  Hükümdar bir eyleminden ötürü kimseye ya da hiçbir kuruma  sorumlu olmayacaktır. Ancak diğer insanlar, her durumda ona uyma zorundadırlar.  Bunun için tüm yetkileri güçleri hükümdar elinde toplamalıdır.  Hükümdarlık değişik biçimlerde olabilmektedir. Hükümdarlık görevi bir kişi ya da meclise verilebilir,  babadan oğula geçebilir, hükümdar ömür boyu yönetimde kalmak ya da belli bir süre görevi devam ettirebilmek için hükümdar olabilir.&lt;br /&gt;Hobbes mutlak yöneticiye sonsuz yetkiler verirken  toplumun da bir toplumsal anlaşma çerçevesinde  düzenlenmesini öngörür. Hobbes, insanın doğal olarak toplumsallığa uyarlı bir varlık olmadığını ileri sürmüştür.  Daha çok korunma içgüdüsünün etkisinde  bulunan insan , belirli bir toplumsal sözleşme olmadığı zaman varlığını sürdürebilmek için  aklına geleni ya da işine geleni yapacaktır. Hobbes’a göre insan insanın kurdudur. Böyle bir durumda  herkes kendini korumak  isterken hiç kimse koruyamayacaktır.  İç savaşlar bunun bir örneğidir.  Bu yolda insanın herşey üzerinde  hak ileri sürmekten  vazgeçmesi gerekmektedir. Bunun için de toplumsal anlaşma ya da toplumsal barış tek yoldur.&lt;br /&gt;Hobbes bu aşamada insan aklını yardıma çağırmak durumundadır. Bazı hayvanlar içgüdüsel olarak –arılar ve karıncalar gibi- toplumsallaşabilirler ama insanı toplumsallaştıracak olan aklıdır. Böylelikle insanoğlu  aklının yardımı ile doğa durumunda doğal hukuk durumuna geçebilmiştir. Bu doğal hukukun gerekleri elbette devlet içinde ortaya çıkacaktır, devlette anlam kazanacaktır.  Herhangi kötü bir eylemin kötü bir eylem olarak bilinmesi yetmez, onun ne olup olmadığı yasalarla belirtilmelidir.  Bütün bunlar da  devlet düzenin de mutlak yöneticiyi  zorunlu kılmaktadır. Çünkü devlet o zaman  güçlü olabilecek  bir Leviathan (Tevrat’da adı geçen bir dev) olabilecektir. Bu devlet siyasal yetkeyi de dinsel yetkeyi de elinde bulunduracak, tanrısal bir güç oluşturacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-5545619627726604415?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/5545619627726604415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/thomas-hobbes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5545619627726604415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5545619627726604415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/thomas-hobbes.html' title='Thomas Hobbes'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7882009684745816494</id><published>2009-07-23T17:16:00.001-07:00</published><updated>2009-07-23T17:16:38.208-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Machiavelli</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MACHİAVELLİ (1469-1527)&lt;/span&gt; ‘ye göre, demokrasi iyi ama uygulaması zor bir rejimdir. Toplumla ilgili kararlarda  bizim dileklerimizin değil yaşamın gereklerinin son sözü söylediğini ileri sürmektedir. Bir ülkedeki  iktisadi ve toplumsal koşullar rejimin yapısını ve özelliklerini belirlemektedir. Demokratik rejimlerin en büyük tehlikesi bazı kimselerin ölçüsüz zenginleşmesi ve yasaları da toplumu da hiçe sayacak şekilde devleti keyfine göre kullanacak duruma gelmesidir.&lt;br /&gt;Prensle/ hükümdar ile birey arasındaki ilişki her anlamda dindışı bir ilişkidir, çünkü prensin dinsel bir sıfatı ve görevi yoktur. Prensin ya da mutlak yöneticinin ulusal bütünlüğü sağlamakla ve güçlü devleti gerçekleştirmekle görevli olduğu düzen de dinsellik tümüyle yönetim aygıtının dışında tutulmuştur.&lt;br /&gt;Belli bir toplumsal yapının temelinde bulunan ahlaki ve hukuki ilkelere duyulan inanç yitirilirse düşünce alanında bir ara erk meydana gelmektedir. Yasallık için bir ölçü kalmadığından  şiddet fikri güç kazanmaktadır. Machiavelli’ye göre, insanlar iyilikten çok kötülüğe eğilimlidirler.&lt;br /&gt;Daha sonra Machiavelli  devlet içinde karşılaşan ve sürtüşen güçlerin  ve karşıt çıkarların ince bir çözümlemesine dayalı siyasal bilimi oluşturmağa çalışmıştır. Titus Livius Tarihi’nin İlk On Bölümü Üzerine Konuşma  adlı çalışmasında  Roma Tarihi’ni bu yöntemle incelemektedir. Machiavelli, en başa Roma Cumhuriyeti’nin siyasal kurumlarını yerleştirmiştir; çünkü bu kurumlar üç rejimin monarşi, demokrasi ve aristokrasinin üstünlüklerini bir arada toplamıştır. Konsüller krallık otoritesini, kral aileleri düzeninin sakıncaları olmadan uygulayabiliyorlardı. Senato patrisyenlerin  çıkarını temsil ediyor, halk kürsüleri ise halkı yönetici sınıfların haksızlıklarına karşı  koruyordu.&lt;br /&gt;Machiavelli’nin bu yorumları kendisinden sonra bu konularla ilgilenen düşünürler için oldukça etkili olmuştur.&lt;br /&gt;Machiavelli’ye göre en iyi rejim, en yetkin rejimdir bu ise devletin sahip olduğu askeri güçten kaynaklanmaktadır. Bir devlet  öbür devletler karşısında  son derece güçlü ve sağlamsa  ve gerektiğinde varlığını onların zararına kullanabilecek durumdaysa güçlüdür. Böylelikle kendine yeten güçlü devlet, gerektiğinde kendi dışına taşan, yayılmacı devlet düşüncesi olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7882009684745816494?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7882009684745816494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/machiavelli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7882009684745816494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7882009684745816494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/machiavelli.html' title='Machiavelli'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8422229303497952761</id><published>2009-07-23T17:15:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:16:03.528-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Thomas More</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;THOMAS MORE (1478-1535)&lt;/span&gt; Ütopya adasının (yeryüzünde yok) siyasal romanını Platon düşüncesinin bir benzeri olarak, o çağda İngiltere’de egemen olan toplumsal koşulları sert bir şekilde eleştirmek amacıyla yazmıştır. Herşeyden önce zenginlerle yoksullar arasındaki ayrımlardan korkuya kapılmıştır. Kitabı Tanrının varoluşu iyi davranışların  öteki dünyada ödüllendirilmesi ve kötülerin  cezalandırılması teması üzerine kurulmuştur.  Toplumsal düzen ve adalet Tanrı’nın yarattığı bir yapıt olarak ele alınmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8422229303497952761?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8422229303497952761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/thomas-more.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8422229303497952761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8422229303497952761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/thomas-more.html' title='Thomas More'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1942549233733555955</id><published>2009-07-23T17:14:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:15:44.983-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Augustinus</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;AUGUSTİNUS (354-430)&lt;/span&gt; Tanrı Sitesi adlı yapıtını Roma şehrinin yakılıp, yıkılması üzerine yazmıştır.  Bu kitapta antik yunandan başlayarak roma tarihini de içeren genel bir bakış vardır.  Yine bu eserinde çağdaş hukuk ve toplumbilim görüşlerinin temeli olan bir çok düşünce görülmektedir; olgular toplumbilimsel açıdan ele alınarak incelenmiştir, daha sonraları etkili olan bazı fikirler örneğin doğal hukuk, iktidarın meşruluğu, kişinin doğal özgürlüğü, hükümetin uyguladığı zora dayanan iktidarın kaynağı gibi konular yer almaktadır.&lt;br /&gt;Augustinus devlet şeklin açısından bir tercih yapmamış ancak siyasal iktidarın ortaya çıkış nedeni üzerinde durarak, devletin esas varlık sebebinin adaleti sürdürmek olduğunu ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;Toplumbilim düşüncesinin gelişmesine kaynaklık eden bir diğer alan ise, coğrafyacı ve gezginlerin dolaştıkları yerler ve toplumlar hakkındaki görüşlerinin yer aldığı  günümüze kadar gelen eserleri olmuştur. Bunlar arasında antik yunan uygarlığını anlatan Heredot, ortaçağda ise İdrisi ve İbn-i Batuta’yı saymak mümkündür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1942549233733555955?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1942549233733555955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/augustinus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1942549233733555955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1942549233733555955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/augustinus.html' title='Augustinus'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-3821518212820653886</id><published>2009-07-23T17:10:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T17:14:35.441-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Felsefe'/><title type='text'>Platon ve Aristoteles</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PLATON ve ARİSTOTELES&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aristo ve Platon, insanoğlu için değerli bir yaşamın sadece bir cemiyet içerisinde mümkün olacağına inanır. Cemiyetle, her ikisi de Yunan şehir devletini kastetmektedir. Ancak idealist rasyonalist Platon ile eleştirel, sağduyulu filozof Aristo arasındaki genel karşıtlık iki filozofun toplum görüşlerinde de açığa çıkmaktadır. Platon var olan koşulları aklın talepleri doğrultusunda eleştirir ve siyaseti, bir vazife gibi görür: Var olan koşulları ideal olana yaklaştırma görevi. Halbuki Aristo mevcut devlet formlarıyla yola çıkar ve O'nun için akıl, gerçekten var olanı değerlendirmek ve tasnif etmek için bir araçtır. Demek ki Platon mevcut düzenin ötesinde, mahiyeti itibariyle yeni olanı ararken, Aristo mevcut olanlardan en iyisini bulmaya çalışmaktadır. Zamanının şehir devletlerindeki siyasal koşullara uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda, bu noktada Aristo'nun söyledikleri daha gerçekçidir.&lt;br /&gt;                      &lt;br /&gt;Buradaki Platon ve Aristo tanımlaması elbette bir basite indirgemedir. Fakat bu tespit bile, her ikisinin salt siyasal ve felsefî teorilerindeki kesin farklılıkları gün yüzüne çıkarmaya yardımcı olacak mahiyettedir. Lakin aralarındaki farklılıklara dikkat çekerken çok fazla ortak noktada buluştukları gerçeği gölgelenmemelidir. Platon'dan Aristo'ya uzanan gelişmedeki bağlantı, Aristo'nun Platon'a karşı çıkmış olması gerçeğiyle ilişkilidir; yani Aristo, sadece yeni bir bakış açısı sunmakla kalmaz, Platona karşı argümanlar da sıralar. Kimin daha iyi bir düşünür olduğu karşılaştırması yapmadan şunu söyleyebiliriz ki, Aristo bir tür Platon'un rasyonel devamını temsil etmektedir. Örnek verirsek, Aristo, tıpkı Platon'un yaptığı gibi, Platonik idealar teorisini eleştirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TÖZ ve NİTELİKLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Platon, geçerli ders kitaplarındaki açıklamalarda yazdığı üzere, ideaların gerçekte var olan şey olduğunu söylerken Aristo, bağımsız bir biçimde var ola­nın belirli şeyler, yani Aristo terminolojisini kullanırsak, "tözler" olduğunu id­dia eder. Eyfel Kulesi, komşunun atı ve bu kalem belirli şeylere ya da Aristovari anlamda tözlere dair örneklerdir: Bağımsız biçimde var olurlar. Eyfel Kulesi­nin yüksekliği, komşunun atının altın sarısı rengi, kalemin altıgen kesiti ise ku­leden, kalemden, attan bağımsız mevcut olamayan niteliklerdir. Tözlerin nitelikleri vardır, niteliklerse tözlerin nitelikleri olarak vardırlar; fakat, bunun ötesinde, niteliklerin herhangi bir bağımsız mevcudiyetleri yoktur. Çeşitli sarı renkli nesnelere bakarak "sarı" niteliği hakkında konuşabilir ve diğer nesnelerden ve niteliklerden benzer biçimde söz edebiliriz. Ancak, Aristo'ya göre, bu  bağımsız olarak var olan bir ideaya dönüştürmez. Sarı niteliği, sadece sarı şeylerdedir ve sarı şeylerde olduğu için var olacaktır. Benzer biçimde, Kara Güzel, Düldül, Delifişek ve diğer atlara baktığımız vakit onlardan at olarak söz edebiliriz. Şu halde, belirli atların her birinin bireysel ve tesadüfi nitelikle­rini göz ardı ediyor ve at olarak tümünün ortak niteliğine odaklanıyoruz. Atla­rın ne ince-toparlak, ne iyi huylu-inatçı olması, ne de kahverengi-san olması bu nedenle aslî olmamaktadır. Bir atın özünün ne olduğunu düşündüğümüzde bu nitelikler öze ait olmamaktadır. Ancak, bunların dışında diğer nitelikler de vardır ki bunlar olmadan bir at, at olarak kalamaz. Örnek olarak, memeli olmak ve toynaklara sahip olmak. Öyleyse böyle niteliklere öze ait nitelikler denilebilir: Bu türler tözü neyin nitelediğini ifade ederler. Öze ait olan ve olmayan nitelik­ler arasındaki bu ayrımdan yola çıkarak bir cins mefhumu formüle edebiliriz; bir atın öze ait niteliklerini taşıyan at cinsi örneğimizdeki gibi.&lt;br /&gt;Şu halde Aristo, tözlerin gerçekten var olan şeyler olduğunu, ancak bu bah­settiğimiz niteliklerin ve cinslerin, tözlerin (belirli şeylerin) içinde veyahut bun­larla birlikte var olduğu müddetçe, görece bir varlığa sahip olduğunu iddia et­mektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;kahverengi kapı = belirli şey (töz) = bağımsız varlık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;kahverengi nitelik ve cinsler görece varlık&lt;br /&gt;Böylelikle Aristo, ideaları eşyanın seviyesine indirir: Nitelikler ve cinsler vardır; ancak sadece belirli şeylerde.3&lt;br /&gt;         Kısaca, Platon ve Aristo arasındaki ilişkiyi burada şöyle açıklayabiliriz: Her ikisi de kavramsal kelimelerin (niteliklerin adları; örneklendirirsek kırmızı, dairesel; ve türlerin adları; örneklendirirsek;at;,;insan vb.) var olan bir şeyle ilgili olduğuna inanır. Ancak Platon, bu bir şeylerin; sezilebilir olguların ar­dında var olan idealar olduğuna inanır: Haklı olarak, bu bir sandalyedir ve rengi de mavidir deriz, fakat bunu görmek için sandalye ve mavi ideasına evvelden sahip olmak zorundayız. Demek ki, mavi sandalye örneğimizde olduğu gibi, ide­alar, olguların ne olduğunu görmemizi mümkün kılar. Aristo bu ;bir şeylerin; sezilebilir olgular içinde var olan formlar olduğuna inanır. Ancak bu çok fazla lafzi olarak anlaşılmamalıdır. Aristo'ya göre, aklın yardımıyla evrenseli ya da formları kavrayabiliriz. Neyin Kara Güzel'e özgü olduğunu göz ardı ederek evrensel at formunu tahayyül edebilirim. Kara Güzel'i görebilirim, fakat gerçekten Kara Güzel'in içinde; bulunan at formu sadece sezilebilir ve belirli olandan so­yutlama yoluyla açık biçimde bilinebilir&lt;br /&gt;                       Platon'a göre duyusal deneyim, kusursuz bir bilgi biçimi değildir. Hakiki bilgi idealara olan vukûfiyettir ve idealara olan bu vukûfiyet, idealar dünyasına sezilebilir dünyanın ardından; bakmayı gerektirir. Aristo'ya göreyse duyusal deneyim, ampirik olan, daha olumlu bir konumdadır. Aristo'ya göre nihai olarak sadece belirli şeyler (tözler) vardır. Fakat aklın yardımıyla bu şeyler içindeki evrensel formları seçebiliriz. Soyutlama yapmak suretiyle eşyadaki evrensel formları tanıyabiliriz. Başka bir deyişle, duyusal deneyim ve akıl, Aristo'da Platon'a nazaran daha eşit bir hal alır. Aristoculuk ve Platonculuk arasındaki bu karşıtlığa 'evrenseller' konusundaki anlaşmazlıkla bağlantılı olarak geri döneceğiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon ve Aristo, düşünce tarihi incelendiğinde tüm zamanların kendinden sonraki dönemleri en çok etkileyen iki ismi olarak kabul görmüştür. Sokrates’in öğrencisi ve Aristo’nun hocası olan Platon’un etkisinin, 8. yüzyıla kadar olan dönemde Hıristiyan Tanrıbilimi üzerinde Aristo’ya kıyasla daha fazla hissedildiği görüşü vardır. Öyle ki bu büyüklüğü bazı düşünce adamları; “Platon, yalnız Sokrates öğrencilerinin değil, belki Yunan filozoflarının en büyüğüdür. Büyük bir düşünür ve parlak bir yazar olan Platon sayesinde Yunan felsefesi gerek şekil gerekse öz bakımından en yüksek düzeyine ulaşmıştır.” ; şeklinde ifade etmişlerdir. Ayrıca Nietzche; Hıristiyanlığın, Platonismin genişletilmişi olduğunu iddia ederek bu etkinin gücünü ve büyüklüğünü vurgulamıştır.&lt;br /&gt; Platon’un farklı zamanlarda farklı veya aynı soruları sorması, bu sorulara çeşitli zamanlarda, önce verdiği cevaplardan farklı olarak cevap vermesi ve hemen her konuyu yeniden sorgulaması, onu incelerken gelişim dönemlerini kesin bir sınırla ayırmaya olanak tanımamaktadır. Hocası Sokrates den aldığı duraksız sorgulama yöntemleri ile kendi düşüncelerini sürekli sorgulayan Platon’un anlaşılması bu dönemlerin ilişkileriyle anlatılmasıyla mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt; Yunan felsefesi Platon’a kadar gelişen ve ulaşan döneme kadar iki dönem geçirmişti. Birinci dönemde doğa(kosmos), ikinci dönemde ise, insan(anthropos) sorunu ele alınmıştır. Bu dönemlerden sonra Yunan felsefesinin üçüncü döneminde ise; ilk iki dönemde doğa ve insan konularında elde edilen bilgilerin bir sentez içersinde birleştirilmesi, kaynaştırılması denenmiştir. Temsilcilerini sofistler ile Sokrates’te bulan anthropolojik dönemde bilgi, tek yanlı olarak, yalnız pratik hayat için değerlendirilmek istenmiştir. Onun için ilk-kosmolojik-dönemde üzerinde durulan, araştırılan evren ile ilgili metafizik sorunlar hemen hemen büsbütün bir yana bırakılmıştır. Yunan felsefesinin üçüncü döneminde ise bu metafizik problemlere yeni bir güçle dönülmüş, bu yeni gelişimin taşıyıcıları da Platon ve Aristoteles olmuştur.&lt;br /&gt; Platon ve Aristoteles kendilerinden önceki dönemlerden sistematik olmalarıyla ayrılırlar. Platon hayatı boyunca sistematik olmayı reddetmiş fakat kendi bütünlüğü içinde bir bilim sistemi yaratması, sorunlarının çok yanlı oluşu, sorunları bir birlik içinde, yani bir sistem içinde işlemesinden dolayı Yunan felsefesinin “sistematik dönem”i içersinde yer almasının anlamlı olabileceği düşünülmektedir.&lt;br /&gt; Platon 427 yılında Atina da Aigina da(Pire Körfezi’nde bir ada) doğmuştur. Ailesi Atina’nın en eski soylu ailelerindendir. Babası yönünden Kral Kodros, annesi yönünden ünlü yasa koyucu Solon ile ilintisi vardır. Ayrıca kendisi yaşarken de ailesinin Atina da büyük siyasi nüfuzu vardır. Devrin ileri gelenlerinden ve otuzlar yönetiminde yer alan Kritias ile Kharmides’in akrabası olan annesinin, Platon’un ardından Adeimantos ve Glaukon adını verdikleri iki oğlu daha olur. Platon soyu ve çevresi bakımından tam bir aristokrattır. Bir söylentiye göre asıl adı, büyükbabasınınki gibi, Aristoklestir; geniş göğüslü olduğu için cimnastik öğretmeni ona Platon adını takmıştır. Platon’un asıl adı olan Aristokles, günümüzde sıkça kullanılan “aristokrat” ve “aristokrasi” kelimelerinin kökenini oluşturmuştur. Ayrıca “platonik” kelimesi de, çağlar boyunca, “maddesel olmayan, sadece düşünsel boyutta var olan” anlamında kullanılmıştır. Platon iyi bir eğitimle yetişmiş, çeşitli öğretmenlerden cimnastik ve müzik dersleri almıştır. İlgi alanları içersinde önemli bir yer tuttuğu anlaşılan felsefeye de Herakleitosçu Kratysas dan dersler alarak başlamıştır. Gençliği Atina’nın kültürce çok parlak bir dönemine rastladığı için bu gelişmişliğin ve zenginliğin onun üzerinde büyük bir etkisi olmuştur. Perikles’in ardından gelen bu dönemdeki Atina’nın sanat ve edebiyat bakımından yüksek düzeyine Platon çok şey borçludur. Platon un zengin sanatçı tarzı böyle bir atmosferde oluşmuştur. Bir sanatçı ve edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca hatta şiirsel bir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır. Fakat bu özellikleri bulunan Platon, çeşitli türlerde eserler yazmış, yazdıklarını beğenmemiş ve Sokrates’in üzerinde yaptığı derin etki sebebiyle bunları yakmıştır.&lt;br /&gt; Atina, Isparta ile birlikte 490 ve 480 yıllarındaki Pers saldırılarının püskürtülmesine önderlik eder ve yunan kentlerinin olası Pers saldırılarına karşı kurdukları delos deniz birliğinde en önemli güç haline gelir. Ancak savaşın ardından giderek aşırılığa varan yayılmacı politikası, Atina’yı Isparta ile çatışmaya sokar. Atina’nın kendi içinde gevşek ve yayılmacı anlayışının aksine Isparta bunu tam karşıtı olarak oligarşik, tutucu, gücünü baskı altında tuttuğu köle sınıfından alan, sanat alanında yeniliklere katlanmayan,askerlik ve yiğitlik erdemlerinin yücelttiği bir anlayıştadır. Her kentin bir diğerinin rakibi olarak görüldüğü bu ortamda, M.Ö. 441 yılında Atina ile Isparta ve kandaşları arasında Peloponesos  savaşı başlar. Derin yıkımların ardından Atina 404 yılında tam bir bozguna uğramıştır. Platon’un 409 yılında(18 yaşında) askerliğini yaptığı söylenmektedir.&lt;br /&gt; Isparta ve Atina arasındaki bu devlet yapısı farklılıkları ile paralel olarak eğitim yapıları da farklıydı. Isparta’da savaşa eleman yetiştiren bir eğitim sistemi vardı. Bireyin değil, toplumun refahı esastı. Refah ölçüsü ise savaş yönünden üstünlüktü. Muharip yetiştirme esastı. Birey devlete katkıda bulunduğu ölçüde önem kazanmaktaydı. Atina eğitimi ile Isparta eğitiminin ortak bir amacı vardı fakat bu amacın hedeflediği ürün farklıydı. Eğitimin genel amacı “iyi vatandaş” yetiştirmekti. Atina Isparta’nın askeri insan yetiştirme amacından farklı olarak demokrasi için eğitme amacını güdüyordu. Okullarda disiplin sert, dayak geneldi. Öğretim bireyseldi. Farklı konular için farklı okullara gidilirdi. Genç, on sekiz yaşına gelince yemin ederek  vatandaş kütüğüne geçerdi. Bu yeminin sosyal ve moral yönü vardı. Doğaldır ki eğitim sistemleri farklı olan iki toplumun devlet yapıları da farklıydı.&lt;br /&gt; Platonun gençliğindeki derin etkiler yaratan Peloponesos Savaşı, yüksek bir idealin çöküşünü, acıyı, umutsuzluğu beraberinde getirir. Savaş sırasında Atina’daki demokratların (tüccar sınıfının) politikaları, eylemleri ona fazlasıyla malzeme sağlar. Tüm Atinalılar gibi o da bu bozgunun nedenini Atina’nın gevşekliği ve beceriksizliğine, Isparta’nın disiplinine, iyi düzenine bağlar. Çeşitli kanlı olaylardan sonra 403 yılında Atina da demokrasi yeniden kurulur ancak bundan 4 yıl sonra gerçekleşen bir olay Platon’un demokrasiye olan nefretini haklı çıkarır. Sokrates ölüme mahkum edilir. Bu ölümün Platon için bir dönüm noktası olduğu önemli bir  gerçektir.&lt;br /&gt; O dönemdeki Atina demokrasisinin akla uygun tarafları pek de yoktu. Sokrates akıllıların başa gelmesi sistemini öneriyordu. Sokrates aklının dikine gidiyor ve çok düşman kazanıyordu. Dört yüz bin Atinalıdan iki yüz elli bini siyasal hakkı olmayan kölelerdi. Büyük meclise girenler, bilgisiyle ve değeriyle değil de sadece halk çocuğu oldukları için meclise giriyorlardı. Sokrates herkesin başa geçme hakkını savunuyor ve başa geçenin en değerli yurttaş olmasını istiyordu. Bunu istemekle de devleti çoğunluğun değil, seçkin bir azınlığın yönetmesini istemiş oluyordu ki, bu da bir yandan halk çocuğunun bilgisizliğini yüzüne vurmak öte yandan kendilerini en değerli azınlık sayan aristokratların ve zenginlerin halk düşmanlığını haklı çıkarıyordu. Demokrat Atina’nın bütün korkusu da, onların kuvvetlenip devleti elde etmeleriydi. Sparta’nın desteklediği demokrasi düşmanları Kritias’ın önderliğinde başkaldırmaya hazırlanıyorlardı. Kritias (Platonun amcası) başkaldırma başarısız olup, öldürülünce demokratlar bu baş kaldırmanın arkasında Sokrates’in olduğunu düşündüler. “Sokrates de çok oluyor artık, ne tanrılara saygısı var, ne atalara, ne devlete! Herkesi, her şeyi eleştirmeye, akla vurup çürütmeye kalkıyor; gençlerde hiçbir şeye inanç bırakmıyor” diyerek onu suçladılar.&lt;br /&gt; Sokrates, baş kaldırmaya katıldığı ve başkalarını baş kaldırmaya zorladığı için değil, serbest düşündüğü, eski düzenin temellerini sarstığı için ölüme mahkum edildi. Sokrates’in ölümü bu anlamda, vaktinden önce öten horozun ölümü olarak yorumlanmaktadır.&lt;br /&gt; Sokrates ölüm sehpasındayken dahi büyük bir korkusuzluk göstermiş, gururunu kaybetmemişdir. Ölümünü büyük bir onurla ve soğukkanlılıkla beklemişdir. Platona bıu denli ilham verenin ve onu Sokratese bağlı kılanın da hocasının yiğitliği olduğu düşünülebilir.&lt;br /&gt; Platon hocası Sokratesin öldürülüşünden sonra bir süre Mısıra daha sonra da Pisagorculuğun yoğüun bir şeilde yaşandığı Güney İtalyaya gitmiştir. Buralarda Sokrates öğretisinde ki ruhun ölmezliğiyle ilgili fikirlerin Orpheuscu kökenlerini, inceleme ve kendine uyarlama fırsatı bulmuştur. Bu yolculuk, bir yandan ondaki matematik ilgisini güçlendirmiş, öbür yandan da ona dini-mistik görüşler edindirmiştir. Pythagorasçılardan edindiği bu etkiler, onıun felsefesinin sokratesçi öğe yanında ikinici büyük öğesi olarak kabul edilir. Güney İtalya’dan Sicilya’ya geçen Platon, Syrakusa’dan kralın akrabası Dion ile tanışır. Platon’un hayranı olan Dion siyası bir reformu planlaştırması için, onu iki defa Sicilya’ya çağırtır. Fakat bu yolculuklardan hiçbir şey çıkkmaz ve Platon oradan kendiniş hüç bela kurtarır.&lt;br /&gt; Dönüş yolunda Atina ile savaşta olan Aigina kentinde tutuklanmış ve fazla konuştuğu için kuısa bir kölelik dönemi geçirmiştir. Onu tanıyan Kyreneli bir filozof tarafından satın alınmış ve hürriyetine kavuşturulmuştur. Daha sonra Platon kendisinin kurtarılması için verilen bu parayı geri ödemeye çalışmış fakat geri istenmediğinden dolayı bu para ile Atina da dünyanın ilk yerleşik üniversitesi olan ünlü okul Akademia’yı kurmuştur. Tüm bu Sicalya deneyimleriyele Platonun toplumu dönüştürme düşüncelerine pek de kolay olmadığını öğrenmesini sağlamış ve toplum görüşü daha gerçekci ayakları yere basan bir hale dönüşmüştür.&lt;br /&gt; Platon eserleri ile de ayrı bir çığır açmıştır. Ününü hemen hepsi günümüze ulaşmış olan diyalog şeklindeki eserlerine borçludur. Eserleri karakteristik özellikleri ve yazılış tarihlerine bakılarak 4 evre de incelenbilir.&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Gençlik Diyalogları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Apologia, Kriton, Protagoras, Ion, Lakhes, Politeia I, Lysis, Kharmides, Euthyphron&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Geçit Diyalogları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gorgias, Menon, Euthydemos, Küçük Hippias, Kratylos, Büyük Hippias, Menexenos&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Olgunluk Diyalogları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Symposion, Phaidon, Politeia II-X, Phaidros&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Yaşlılık Diyalogları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Theaitetos, Parmenides, Sophistes, Politikos, Philebos, Timaios, Kritias, Nomoi &lt;br /&gt; Gençlik dönemine ait birinci evre eserleri,soru-cevap şeklindeki diyaloglar halindedir. Sokrates’in çok yoğun etkisi altında ve onun ağzından kaleme alınmışlardır. Bunlara sokratik diyaloglar da denir. Bu eserlerde sürekli çağdaşı olan filozofların fikirlerindeki yanlış ve eksikler konu edilir. Bu dönemde ayrıca ve özellikle bilgi ve erdem sorunları incelenir. Erdemin özü ve kavramı, erdemin birliği ve çokluğu, erdemin bilgi ve öğretebilme ile olan ilgisi, Sokrates atkisi altında düşündüğü ve yazdığı dönemin temel sorunlarıdır. (zamanla sokrates’in düşüncelerini aşarak kendi düşüncesini oluşturmasına rağmen platon, tüm yaşamı boyunca yazdığı eserlerinden hiçbirinde kendi adını kullanmamış, yazdıklarını çoğunlukla sokrates’in ağzından ifade etmiştir.) hocasına sevgi ve saygıyla bağlılığı eserlerinde açıkça görülür. Bu diyalogların amacı; ahlakın başlıca sorunlarını, kavramsal bilgiler olarak oluşturmaktır. Burada kavram belirlemeleri, tanımlar için, Sokrates de olduğu gibi, tümevarım yöntemi kullanılır. Yine sokrates’de olduğu gibi, ortalıkta dolaşan doğrulukları, yanlışlıkları, eleştirilmemiş görüşleri çürütmek(elenkhos) esastır. Sokratik diyaloglarda genellikle bir sonuca varılmaz. Bir çıkmazla(aporia) karşılaşılır bu diyalogların sonunda.&lt;br /&gt; Gençlik dönemi diyaloglarında;&lt;br /&gt; Apologia(sokrates’in savunması): sokrates’in meşhur sözüyle; kendi bilgisizliğini bilincinde olmak, neyi bilmediğini bilmek temel sorun olarak alınır.&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kriton: &lt;/span&gt;sokrates’in mevcut yasalara neden karşı çıkmadığı anlatılır.&lt;br /&gt; Protogoras: erdemin bütünü, öğretilip öğretilemeyeceği, erdemin birliği sorunu işlenir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lakhes:&lt;/span&gt; cesaret&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Politeia I: &lt;/span&gt;adalet&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lysis:&lt;/span&gt; dostluk&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kharmides:&lt;/span&gt; ölçülülük (sophrosyne)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Euthypron:&lt;/span&gt; dinlilik, batıl inancın eleştirisi, kutsal olanın ne olduğu sorunu&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Platon’un kendi felsefi yapısını oluşturması, sokrates’den sıyrılması yavaş ve kademeli bir şekilde gerçekleşmiştir. Platon Sokrates öncesi “doğa filozofları” gibi, mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilişkilerle ilgilenmiştir. İlk filozoflar, doğada mutlak ve değişmez olanı aramışlar, platon ise hem doğada, hem ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmez olanın peşinden koşmuştur.&lt;br /&gt; Platon’un, geçiş döneminde özellikle sofist öğreti ile hareket noktasının belirlendiği söylenebilir. Platon’u Sokrates öğretisini aşmaya götüren neden de, sofistlerin dünya görüşü ile esaslı bir biçimde tartışmak isteği olmuştur. Thales’den demokritos’a kadar tüm doğa filozoflarının felsefeye materyalist yaklaşımlarından sonra, insanı odağa alan ilk öğretiler, sofistler tarafından ortaya atılmış ve bu görüşler platon’un ahlakçı ve toplumsal analizleri için uygun bir temel oluşturmuştur.&lt;br /&gt; Platon, sofistlerin hazza dayanan görüşlerini detaylı bir tartışmaya açmıştır. Burada Sokrates öğretisini aşmaya yönelse de sofistlerin karşısına, yine hocasının “iyi” kavramı ile çıkar;&lt;br /&gt;    “ İyi, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır.”&lt;br /&gt; “ İyi ” ye dayanan, bilgi yoluyla iyi’ yi gerçekleştirmiş olan doğru bir yaşayışa platon’un böylesine kesin olarak bağlanması onu yeni bir sorun karşısında bırakmıştır ve bu yeni sorun onun idea öğretisini oluşturmasına kaynaklık etmiştir. Sokrates’ in anladığı dibi bir yaşamı felsefeye dayatmak ya da erdemle bilgiyi bir tutmak, “ doğru “ nun araştırabilmesini, böyle bir olanağın bulunmasını gerektirir sonucuna varmıştır başlangıçta. Platon, bunun üzerine, sofistlerin; “ bunlar aradığımız şey ya da bilinen şeydir ki bunu aramaya gerek yok ya da bilinmeyen bir şeydir, o zamanda bulunan şeyin aranan şey olduğunu nereden bilelim ? sorusuna, menon diyalogunda, orphik-pythagorasçı görüşten edindiği ruhun ölümsüzlüğü düşüncesiyle çözüm bulmuştur.&lt;br /&gt; Bilginin temeli problemi üzerine de platon; “ ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için öğrenmek eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başka bir şey değildir “ düşüncesini ortaya atmış ve sokrates’ in ağzından şunları söylemiştir:&lt;br /&gt; “ ben bir ebeyim, şu farkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan, önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamaya başlar. Bununla beraber benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzel bilgileri, sadece kendi içersinde bulur ve ortaya koyar. “&lt;br /&gt; bu dönemin eseleri:&lt;br /&gt;menon: erdem bir mi, yoksa çok mu ? erdem bir bilgi mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küçük hippias: &lt;/span&gt;kötülüğün isteyerek yapılıp yapılmaması durumunda erdem sorun.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Büyük hippias: &lt;/span&gt;güzel araştırılırken kalıcı ve değişmez bir şey üzerinde durulur. (ideaların  ilk izleri)&lt;br /&gt; Platon olgunluk döneminde ise “ ruhun ölmezliği “ kavramının mitostan sıyrılıp daha sağlam temellere oturması gerektiği ihtiyacını duyar. Ruhun ölümsüzlüğünün yanında ruhun idealar dünyasından geldiğinin ve kökünün orada olduğunun belirlenmesi bu dönemde gerekli hale gelmiştir. Doğru sanı (doğru algılama) ile bilgi, iki ayrı dünya yaratmıştır. Bir yanda meydana gelen ve yok olan, doğru sanının, rölatif gerçekliklerin dünyası diğer yanda, sağlam ve sürekli, asıl gerçekliğin, ideaların dünyası.&lt;br /&gt; Platon un bilgi kuramının bu anlamda çıkış noktası protogoras’çıdır. Bir şeyi bilen kişi, onu algılayan kişidir. Bu yüzden “ insan her şeyin ölçüsüdür ”&lt;br /&gt;“ Algı, daima var olan bir şeydir. Bilgi olduğu için de şaşmaz. “ demiştir protogoras. Platon bu görüşe, herakleitos’un “ var dediğimiz her şey, gerçekte oluş sürecinde olan bir nesnedir. “ şeklinde ifade edilen akış kuramını katmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) bilgi bir algıdır; (hatta aslında bilgi, bir algılama yargısıdır.)&lt;br /&gt;b) insan her şeyin ölçüsüdür.&lt;br /&gt;c) Her şey akış halindedir;&lt;br /&gt;biçiminde kuramın özetlenmesi olanaklıdır.&lt;br /&gt;Olgunluk dönemi diyalogları:&lt;br /&gt;Symposion(şölen): güzel ideası tanımlanır. Cisimden bağımsızdır, aşkındır, kendine yeter, yalındır, ezeli ve ebedidir, değişmez.&lt;br /&gt;Phaidon: idealar, nesnelerin nedenidir. İyi ideası.&lt;br /&gt;Politea II-X(Devlet): iyi, açık bir biçimde öteki ideaların üstündedir. İki dünya vardır. Duyulan(görülen) dünya, anlaşılan(kavranan) dünya.&lt;br /&gt; Yaşlılık döneminde platon, önceleri ele aldığı bir çok konuyu tekrar gündeme getirerek, bir kez daha incelemiştir. İlgisi daha çok ahlaki sorunlar ile insanoğlunun mutluluğuna yöneliktir. Yetkin insan yerine, yetkin toplumu tarif etme çabası içersindedir. Yetkin topluma ve dolayısıyla toplumsal mutluluğa erimenin yolu, ideal devlet düzeni içersinde yaşamaktır.&lt;br /&gt; Devlet görüşü:&lt;br /&gt; Platon, “ politika sanatı ve ideal devlet düzeninin gerektirdiği çözümleri sadece felsefe üretebilir. “ düşüncesindedir fakat platon’un yaşam deneyimi, sadece bilge ve erdemli kişilerden kurulu bir akıllı insanlar toplumuna ulaşmanın imkansızlığını göstermektedir ki platon bunu benimsemiştir. Bu görüşünü de, “ yığınlar hiçbir zaman filozof olmayacaktır. “ sözüyle dile getirmiştir. Platon’a göre “ başa filozoflar geçmez, ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir.&lt;br /&gt; Platon devleti oluşturan bireyleri, işlevleri açısından üç sınıfa ayırmıştır: zenginliği sevenler, şerefi sevenler ve bilgiyi sevenler. Devleti oluşturan bireylere platon bir açıdan daha bakmıştır: halk, askerler, koruyucular. (siyasette söz sahibi olanlar koruyuculardır). Toplumu meydana getiren fertlerin tamamı, bu üç özellikten birini, diğerlerinden daha fazla arzu edecekler ve isteklerine, ideal devlet düzeni içerisinde ulaşacaklardır.&lt;br /&gt;İdeal devlet kavramı içersinde, genç nesillerin eğitimi için şiir ve müziğe verilen önem, “ güzel sevgisi “ni öne çıkartan bir anlayıştır. Platon, idealara estetik yolu ile erişme yöntemi(estetik yolu ile anımsama) yönteminden zamanla vazgeçmiş, daha nesnel sayılabilecek bir yönteme, matematiğe yönelmiştir. Matematiği kullanarak idealara ulaşılabileceğini düşünen platon için bu çabanın, bir bakıma ruhun idealar dünyası özlemi ile bu gayeye yönelik bitmez tükenmez bir gayret anlamını taşıdığı da görülmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-3821518212820653886?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/3821518212820653886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/platon-ve-aristoteles.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3821518212820653886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3821518212820653886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/platon-ve-aristoteles.html' title='Platon ve Aristoteles'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-9096297774643860596</id><published>2009-07-22T18:31:00.002-07:00</published><updated>2009-07-22T18:32:14.706-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Diş Fırçalama Teknikleri</title><content type='html'>Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır.&lt;br /&gt;Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür.&lt;br /&gt;1.   Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız  boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.&lt;br /&gt;2.   Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir.&lt;br /&gt;3.   Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.&lt;br /&gt;Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.&lt;br /&gt;Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda  değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir.&lt;br /&gt;6. Diş İpi Kullanımı&lt;br /&gt;Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt;   Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer                ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt;   Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir.                 Bu  hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız           boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin               kesilmemesine   özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt;   Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-9096297774643860596?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/9096297774643860596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-frcalama-teknikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9096297774643860596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9096297774643860596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-frcalama-teknikleri.html' title='Diş Fırçalama Teknikleri'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8550039010525316351</id><published>2009-07-22T18:31:00.001-07:00</published><updated>2009-07-22T18:31:31.654-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur ?</title><content type='html'>Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir.&lt;br /&gt;Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir.&lt;br /&gt;Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8550039010525316351?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8550039010525316351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agz-ve-dis-saglg-nasl-korunur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8550039010525316351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8550039010525316351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agz-ve-dis-saglg-nasl-korunur.html' title='Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur ?'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8895016256534542349</id><published>2009-07-22T18:30:00.004-07:00</published><updated>2009-07-22T18:31:08.047-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Dişlerin Gelişim Bozuklukları</title><content type='html'>Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Düzensiz dişler, alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar, kötü ağız kokusuna yol açarlar.&lt;br /&gt;Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir.&lt;br /&gt;Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görünür. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir.&lt;br /&gt;Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotik vb. bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8895016256534542349?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8895016256534542349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dislerin-gelisim-bozukluklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8895016256534542349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8895016256534542349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dislerin-gelisim-bozukluklar.html' title='Dişlerin Gelişim Bozuklukları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-658644417778515618</id><published>2009-07-22T18:30:00.003-07:00</published><updated>2009-07-22T18:30:46.607-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Diş Eti Hastalıkları</title><content type='html'>Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir.&lt;br /&gt;Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-658644417778515618?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/658644417778515618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-eti-hastalklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/658644417778515618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/658644417778515618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-eti-hastalklar.html' title='Diş Eti Hastalıkları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-118245018665351240</id><published>2009-07-22T18:30:00.001-07:00</published><updated>2009-07-22T18:30:28.693-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Diş Çürümesi</title><content type='html'>Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır.&lt;br /&gt;Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.&lt;br /&gt;Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.&lt;br /&gt;Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler.&lt;br /&gt;Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler.&lt;br /&gt;Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür.&lt;br /&gt;Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-118245018665351240?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/118245018665351240/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-curumesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/118245018665351240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/118245018665351240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/dis-curumesi.html' title='Diş Çürümesi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8502540675772142481</id><published>2009-07-22T18:27:00.002-07:00</published><updated>2009-07-22T18:30:07.022-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><title type='text'>Ağız ve Diş Sağlığı</title><content type='html'>Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.&lt;br /&gt;Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakır.&lt;br /&gt;Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve  kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir.&lt;br /&gt;Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8502540675772142481?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8502540675772142481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agz-ve-dis-saglg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8502540675772142481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8502540675772142481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agz-ve-dis-saglg.html' title='Ağız ve Diş Sağlığı'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-916323913460256293</id><published>2009-07-22T18:27:00.001-07:00</published><updated>2009-07-22T18:27:51.038-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Yapay Kas Geliştirildi</title><content type='html'>Japon araştırmacılar gerçek kas bileşkelerinden yapay kas geliştirdiler. Kabuklu deniz ürünlerinin kaslarından iki proteini alan araştırmacılar bunları iki farklı jel yığınına dönüştürdüler. Araştırmacılar yeniden oluşturulan kasın yapay kol ve bacaklarda kullanılabileceğine, bedenin bağışıklık sisteminin insan kasından oluşturulan protezleri kabul edebileceğine dikkat çekiyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-916323913460256293?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/916323913460256293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/yapay-kas-gelistirildi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/916323913460256293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/916323913460256293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/yapay-kas-gelistirildi.html' title='Yapay Kas Geliştirildi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2055965877965043493</id><published>2009-07-22T18:26:00.000-07:00</published><updated>2009-07-22T18:27:12.141-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Güneş Işığı ve Kanser Önleyici</title><content type='html'>Bildiğimiz ve bilimin sıkça önümüze koyduğu bir gerçek: Aşırı güneş ışınları cilt kanserine yol açıyor. Ama şimdi yeni ve aykırı bir keşfin daha kapısı aralanıyor: Güneş ışığı aslında diğer kanserlere karşı koruyucu özellik taşıyor. D vitamini çeşitli kanserlerin riskini azaltıyor mu? Bu aslında yeni fikir değil 22 yıl önce , iki salgın hastalıklar araştırmacısı ( epidemiyolog ) güneş ışılarına maruz kalan cildin ürettiği D vitamini, bir şekilde kötü huylu hücrelerin büyümesini engellediği görüşünü orta atmıştır. Bu görüşlerini  çeşitli bulgu ve bilgilerle destekledi. Örneğin: kutuplara daha yakın ve az güneş alan bölgelerde yaşayan insanlar daha az miktarda D vitamini ürettikleri için tümörlere karşı daha açık ve hassas olabiliyorlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;D vitamini&lt;/span&gt; ve güneş ışığı eksikliğinin kansere neden olduğu hipotezi tartışmalı ve kesin kanıtlanmamış olmasına rağmen, bazı araştırmacılar D vitamini kansere karşı olası çare olarak inceliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2055965877965043493?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2055965877965043493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gunes-isg-ve-kanser-onleyici.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2055965877965043493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2055965877965043493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gunes-isg-ve-kanser-onleyici.html' title='Güneş Işığı ve Kanser Önleyici'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1334813884676622233</id><published>2009-07-22T18:24:00.000-07:00</published><updated>2009-07-22T18:25:59.109-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>Bebek Oluşumu Sırları</title><content type='html'>Bilim adamları bir bebeğin büyümesini gün ve gün izleyerek bütün gelişme aşamalarını saptadı ve embiryonun gelişiminde bilinmeyen sırları da  ortaya çıkardı. İşte ilk 9 ay hakkında yeni öğrenilen bilgiler. Bebek ana gelişimini ilk üç ay içinde tamamlıyor. Kalp,akciğer ve beyin gibi hayati organların oluşumunu tamamlıyor. İnsan dahil bütün canlıların oluşumunda aynı biyolojik tornavidalar, alet-edevatlar kullanılıyor. Bebeğin sağlığı can alıcı noktalar annenin aldığı hava, içtiği su, aldığı ilaçlar, yediği yemeğin kalitesi, taşıdığı hastalıklar ve geçirdiği zorluklar. Ayrıca çevredeki zehirleyici maddeler. Bütün bunlar bebeğin hastalıklardan arınmış olması için çok önemlidir. Hamileliğin dördüncü günü İlk göze çarpan değişim hamileliğin dördüncü gününde gerçekleşir. Morula adlı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;32&lt;/span&gt; hücreli bir parça içi sıvıyla dolu bir çekirdek etrafına birbirinden farklı iki tabakanın oluşmasını sağlar. Blastosist denilen bu küre kütle rahminin duvarına yuva yapar kısa bir süre sonraysa hücrelerin dış tabakası plasente ve amniyon kesesine dönüşürken iç tabakada embiryonu oluşturur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. Hafta:&lt;/span&gt; Döllenmeden birkaç saat sonra oluşan zigot bir yaşam boyu sürecek olan hücre bölünmelerinin ilkine başlar. Bir hafta sonra hücrelerden oluşan bir küme, kendini rahim duvarına bağlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;23. Gün:&lt;/span&gt; İlk gelişen, kendi üzerinde katlanarak embiryonun sırtında bir tüp oluşturan sinir sistemi olur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;32. Gün:&lt;/span&gt; Gelincikten daha büyük olmayan embiryondan kalp, gözler ve kas damarları oluşur. Beyin, hücrelerin dizildiği oyuklardan oluşan bir labirenti andırırken gelişen kollar ve bacaklar yüzgeçlere benzer. 40. Gün: Bu dönemde embiryon; bir fiil, domuz veya tavuk embiryonlarından farklı gözükmez hepsinde kuyruk, sarı kese ve temel solunum organları bulunur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;42. Gün:&lt;/span&gt; Embiryon artık koku duyusunu geliştirmeye başlar eller birbirinden kaba şekilde ayrılmış parmaklar belirginleşir. Boyutları embiryon,ilk 3 aylık dönemde hızla gelişir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;12. Haftayla&lt;/span&gt; birlikte minyatür boyutlarda da olsa bir çok vücut sistemi bulunur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;52. Gün:&lt;/span&gt; Üzüm tanesinden çok büyük olmayan fetüs, artık burun deliklerine ve pigment leşmiş gözlere sahiptir. Gelecek 4 ay boyunca göre sinirleri oluşacağından fetüs, görme duyusunu kullanamayacaktır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;54 Gün:&lt;/span&gt; 2 ay sonunda yapılmasının büyük bir kısmını tamamlamıştır. Fetüsün tüm organları yerlerini almış gelişmeyi beklemeye başlar. Beyin hala herhangi bir bilişsel fonksiyona sahip olmayan hücre topluluklarından ibaret olan beyin, yeni oluşan kafatası içinde yer alır. Kalp: Fetal kalp bir yetişkin kalbin yalnızca %20 si oranında kan pompalasa da, kapakçıklara, 4 farklı odacığa ve şanta  sahiptir. Mide: Annenin besin zengini kanı sayesinde mide doğumdan önce sindirim gerçekleştiremez. Göbek bağı: Başlangıçta bir saç teli boyutlarında olan göbek bağı embiryonu annenin plasentasına bağlamak için genişler ve gelişen bağırsakları içine alır. Yemek borusu: 4 hafta sonunda boru, nefes alma organlarından ayrılır ve sonunda da ağzı mideye bağlar. Böbrekler:  artık böbrekler maddeleri kandan ayırmaya başlar  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4. Haftadan&lt;/span&gt; itibaren tomurcuklanmaya başlayan akciğerler, ufak tüplere dallanmaya doğumdan sonra bile devam eder. Omurlar: bir kolyedeki inciler gibi omurgaya ait bu bölümler, daha sonra beyni vücudun geri kalan kısmına bağlayacak olan sinirlerle birbirlerine bağlanırlar. Karaciğer: doğuma kadar kırmızı ve beyaz kan hücreleri pompalayan karaciğer doğumla birlikte gerçek işlevine kavuşur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;84. Gün:&lt;/span&gt; hala plesenta içinde korunan fetüste küçük bir göğüs kafesi ve gözler ve kulaklar bulunur. Fetüs artık parmaklarını bile emmeye başlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7. Ay:&lt;/span&gt; İçeride ve dışarıda gelişim neredeyse tamamlanmıştır. Tırnaklar görünür ve beyin vücut sıcaklığını, ritmik solunumu ve böbreklere ait gerilmeleri kontrol etmeye başlar.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8 Ay:&lt;/span&gt; Depolanmış olan yağ, fetüsü dış ortamdan ayırır ve enerji kaynağı görevi görür. Giderek azalan alan, fetüsün ellerini ve ayaklarını gövdesine doğru çekmesine neden olur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9 Ay: &lt;/span&gt;Bebek artık, spiral CT tarayıcısına sokulan annenin doğum kanalından çıkarılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1334813884676622233?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1334813884676622233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bebek-olusumu-srlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1334813884676622233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1334813884676622233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bebek-olusumu-srlar.html' title='Bebek Oluşumu Sırları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7380664527924342341</id><published>2009-07-22T18:23:00.000-07:00</published><updated>2009-07-22T18:24:25.027-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyoloji'/><title type='text'>İnsan Aslında Bir Bukalemun mu ?</title><content type='html'>Bazı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;insanların&lt;/span&gt; koyu kazı insanlarınsa açık rengine sahip olmasının sırrı nihayet çözüldü. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan insanların deri renkleri güneşin ultraviyole  işınlarının soğurulması ve yansıtılması arasında çok hassas bir dengeye göre ayarlanan hayati bir mekanizma var. Deri rengi biyolojik bir gereksinim. Kuzey ülkelerinde yaşayan insanlar sarışın, çünkü sarı saçlar daha fazla ışığın kafatasından içeri girmesini sağlıyor. Ekvatora doğru inildikçe deri rengi koyulaşıyor, çünkü siyah saç ve ten  güneş ışığının gereğinden fazla bedenimize girmesini engelliyor. Ten rengi bedenimizde hayati bir madde olan folik asitin yıkılmasını önlemek için koyulaştı. Folik asit bedenimizde sağlam kalarak gelişmekte olan embiryon sinirlerinin gelişmesinde çok önemli rol oynar. Hem biyolojik olarak yaşamsal hem de UV’ye karşı duyarlı. Bir diğer önemli madde olan Melanin, UV ışığını soğurur ve yayar. Deriyi renklendiren pigmentler ile UV arasında bir bağlantı var. Melanin güneş yanığından korumanın yanı sıra folik asit in bozulmasını da  önlüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7380664527924342341?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7380664527924342341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/insan-aslnda-bir-bukalemun-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7380664527924342341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7380664527924342341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/insan-aslnda-bir-bukalemun-mu.html' title='İnsan Aslında Bir Bukalemun mu ?'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-123696026500609125</id><published>2009-07-21T09:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-21T09:33:35.328-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Arkaplan Değiştiren Virüs</title><content type='html'>Son zamanlarda dikkat çeken virüs tarzlarından biri olan aslında virüs programı gibi görünen ama sizleri orjinal yazılımı satın alıp silmeye teşvik eden bu virüs ile programın orjinalini satın alıp kazanç sağlamaya çalışıyorlar.Artık eskisi gibi basit virüsler yerine böyle zekice virüsler yazabiliyorlar. Peki bu durumda ne yapmak gerekir , yapmanız gereken bazı basit yöntemler var ama bunların en başta geneli ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaspersky virüs programını bilgisayarınıza kurarak 30 günlük demo sürümü internette mevcut olarak bulabilirsiniz , daha sonra bilgisayarınızı taratıp bu trojen dosyalarını bulabilir ve bilgisayarınızdan temizleyebilirsiniz.Daha sonra isteğinize göre virüs programı kaldırabilir yada demo sürüm olarak devam edebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-123696026500609125?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/123696026500609125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/arkaplan-degistiren-virus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/123696026500609125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/123696026500609125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/arkaplan-degistiren-virus.html' title='Arkaplan Değiştiren Virüs'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1737011347113702594</id><published>2009-07-17T17:50:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:50:50.338-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>İtme ve Momentum</title><content type='html'>Newton, hareken kanunlarını açıklarken, “kuvvet-ivme” ilişkisi yerine “kuvvetin itmesi” ve “hareketlilik miktarı” yani momentum arasındaki ilişkiyi kullanmıştır. Aslında bu iki yöntem arasında matematiksen olarak bir faklılık söz konusu değildir. Fakat farklı bir bakış açısıyla yapılan kullanışlı tanımlar yardımıyla kazanılan bilgiler çoğu zaman gizli kalmış bazı noktaları aydınlatır. İki topun veya iki atom altı parçacığın çarpışması ve bir meteorun yeryüzüne çarpması sırasındaki etkileşim kuvvetlerine ait çok az bilgimiz vardır. Buna rağmen ihtiyacımız olan fiziksel büyüklüklerin değerlerini tahmin etmemiz momentum ve enerji yöntemlerini kullanarak mümkün olmaktadır. Bu nedenle belkide en önemli yasaların ikisi enerjinin momentumun korunumu yasalarıdır.&lt;br /&gt;DedeKorkutun anlattığı Boğaç Han hikayesini okumuşsunuzdur. Bu hikayede bir boğa ile güreşerek gerçekleştirdiği zorlu mücadele sonucunda kahraman bir gence isim verilmesi anlatılır. Boğaç Han olağan üstü  hızla gelen bir boğayı durdurmak için büyük bir çaba gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1737011347113702594?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1737011347113702594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/itme-ve-momentum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1737011347113702594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1737011347113702594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/itme-ve-momentum.html' title='İtme ve Momentum'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7821933284783319102</id><published>2009-07-17T17:49:00.003-07:00</published><updated>2009-07-17T17:49:51.445-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Güneş</title><content type='html'>Bir yıldız olarak, Güneşimiz, kütle, büyüklük, ısı, vb. açısından, gökadamızda ortalama ve sıradan bir yıldızdır. Bu grup yıldızlar "sarı cüceler" sınıfında yer alır.&lt;br /&gt;Yaşının 4.6 milyar yıl olduğu, bir aksilikle süpernova haline filan dönüşmezse bir beş milyar yıl kadar daha parlamağa devam edeceği hesaplanmaktadır!...&lt;br /&gt;Çekirdek ısısının 15 milyon derece santigrad olduğu düşünülmektedir!! Burada hidrojen füzyonu ile helyum oluşurken, sürecin oluşturduğu enerji, atomaltı parçacıklarla çarpışa çarpışa çetin bir yolculuktan sonra yüzeye ulaşır ve bu cehennem fırınını sonunda terkeder; çevreye ısı ve ışık şeklinde yayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşimiz, Güneş sistemi toplam kütlesinin %99.86'ını oluşturur. Başka bir deyişle, dev gezegen Jüpiter dahil, gezegenler, astroidler, vb. hep birlikte sistemdeki toplam kütlenin yalnızca %0.14'ünü oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş'ten bize ulaşan enerji, aslında binlerce yıl öncesinden bu yıldızın çekirdek bölgesinden yola çıkmış olan enerjidir. Bu sürenin tamamına yakınını, Güneşi oluşturan yoğun atomların arasından geçerken harcamış, Güneş'i terkettikten sonra yalnızca sekiz dakika içinde bize ulaşmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş lekelerinin koyu renkli görülmesinin nedeni, çevrelerindeki alanlara göre ısının daha düşük olmasıdır. Güneş ortalaması olan 5800 santigrad ısıya karşılık, güneş lekelerindeki ısı 3800 santigrad derecededir... Güneş lekeleri 11 yıl döngülük bir enerji salınım örüntüsü izlerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin, Pluto gezegeninden, Dünyadakine kıyasla 1600 kez daha sönük görüneceği hesaplanmaktadır.&lt;br /&gt;Çoğu eski uygarlıklarda insanlar Güneşe Tanrı olarak tapmış; güneş tutulmasını Tanrının öfkesi olarak yorumlamışlardır. Bu öfkeden sakınmak amacıyla da dua ve kurban verme ritüellerine yönelmişlerdir.&lt;br /&gt;Bugün bile, bizim ülkemizde halk arasında, ay tutulmasının öteki milletlere, güneş tutulmasının ise Türklere uğursuzluk getireceği inancı yaygındır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7821933284783319102?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7821933284783319102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gunes.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7821933284783319102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7821933284783319102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gunes.html' title='Güneş'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7456944795762073301</id><published>2009-07-17T17:49:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:49:24.573-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>İletken ve Yalıtkan Maddeler</title><content type='html'>Yapılan bütün deneyler elektriklenme olaylarında toplam elektrik yükünün değişmediğini,sadece bir yerden başka bir yere gittiğini eletrik yüklerinin yok edilmeyeceğini göstermiştir.Nasıl ki kütle yok edilmez ve yoktan var edilmez ise elektrik yükleri de yok edilemez ve yoktan var edilemez.Bu yüklerin korunumu yasası olarak bilinir.Bütün katı cisimler elektiriği iletebilirmi?Elektriği iletebiliyorsa bu katı maddelerin elektriği iletme eğilimleri farklımıdır.?Bu soruları yanıtlamak için aşağıdaki deneyleri yapalım.Yaptığımız deneylerde bakır tel,çivi,kapı anahtarı gelin teli gibi katıların elektirk akımını ilettiğini;cam çubuk,tahta,silgi,cetvel,kağıt gibi katıların eleltrik akımını iletmediğini görürüz.Elektirk yükünün içinde akabildiği maddelere iletkenler denildiğini biliyoruz.bazı iletken ve yalıtkan maddeler verilmiştir.Bu maddelerle deneyinizde kullandığınız maddeleri karşılaştırınız.Metaller çok düşük sıcaklık derecelerie kadar soğutulduklarında bazı seramik malzemeler ise yüksek sıcaklık derecelerie kadar ısıtıldıklarında elektriğe karşı direnç gösteremezler.Elektriğe karşı direnç göstermeyen iltekene süper iletken denir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7456944795762073301?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7456944795762073301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/iletken-ve-yaltkan-maddeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7456944795762073301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7456944795762073301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/iletken-ve-yaltkan-maddeler.html' title='İletken ve Yalıtkan Maddeler'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-590894149803412483</id><published>2009-07-17T17:48:00.003-07:00</published><updated>2009-07-17T17:48:58.253-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Maddenin Temel Taşı Atomlar</title><content type='html'>Bir parça bakır teli ortasından keserek önce iki parçaya bölelim.Sonra parçalardan birini tekrar ikiye bölerek bölme işlemine art arda devam edelim.Sonuçta bakır telin özelliklerini taşıyan en küçük birime ulaşılır.Bu birime bakır atomu denir.Elektrik yüklerini açıklamak için genelllikle atomların yapısından yararlanılır.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Atom&lt;/span&gt;,nötron,proton ve elektron denilen üç temel parçacıktan oluşur.Bunlardan nötron ve proton atamun çekirdeğinde,elektronlar ise atom çekirdeğinin çevresinde yer alır.Elektronlar eksi yüklü,protonlar artı yüklü,nötronlar ise yüksüzdür.Değişik elementlerin atomları değişik sayıda proton ve elektron içerir.Ancak aynı elementin atomlarının içerdiği protonların ve elektronların sayısı birbirine eşittir.Atom çekirdeğindeki proton sayısı ile çekirdeğin çevresinde dolanan eletron sayısı eşit ise o atom nötrdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-590894149803412483?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/590894149803412483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/maddenin-temel-tas-atomlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/590894149803412483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/590894149803412483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/maddenin-temel-tas-atomlar.html' title='Maddenin Temel Taşı Atomlar'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2490555975298247390</id><published>2009-07-17T17:48:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:48:34.436-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Artı ve Eksi Yükler</title><content type='html'>Amerikalı filazof ve devletin adamı Benjamin Franlin ipek kumaşa sürtülen cam çubuğun yüküne artı yük;yünlü kumaşa sürtülen ebonit çubuğun yüküne ise eksi yük adı verilmiştir.Bizde cam çubuk ve onun gibi davranan cisimlere artı yüklü;ebonit çubuk ve onun gibi davranan cisimlere eksi yüklü cisimler diyeceğiz.Aynı maddelerden yapılmış cisimler,yünlü kumaş parçasına sürüldüklerinde hep aynı tür elektirk yükü ile yüklenir.Aynı tür durgun elektrik yüküne sahip cisimler,tıpkı mıknatısın aynı kutupları gibi birbirlerini iter.Aynı tür durgun elektrikle yüklü iki cisim daha çok yük kazanırsa birbirine yaklaştırıldıkları zaman aralıklarındaki uzaklık sada da artar.Bu nedenle yüklü iki cisim arasındaki itme kuvveti,yükün miktarına bağlıdır.Farklı tür durgun elektrik yüküne sahip cisimler ise birbirne çeker.Çekme kuvveti de farklı yüklü cisimlerin sahip oldukları yük miktarına bağlıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2490555975298247390?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2490555975298247390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/art-ve-eksi-yukler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2490555975298247390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2490555975298247390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/art-ve-eksi-yukler.html' title='Artı ve Eksi Yükler'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7163899828808606869</id><published>2009-07-17T17:47:00.002-07:00</published><updated>2009-07-17T17:48:17.035-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Elektrik Yükleri Arasında İtme ve Çekme</title><content type='html'>Elimizde iki cam çubuk alalım.Bu çubukları birbirinden ayırt etmek için birinin üzerine K,diğerine L,harflerini yazalım.K ile L cam çubuklarını ipek kumaşa sürterek elektrikle yükleyelim.Sonra Şekil III,1 deki gibi K cam çubuğunu dengede tutucak şekilde ortasından iple asalım.Daha sonra L cam çubuğu K çubuğuna yaklaştıralım.Bu durumda yüklü cam çubuklar birbirini iter.Cam çubukların birbirii itmesi,cam çubukların aynı tür elektrikle yüklendiklerini gösterir.Bu kezde ebonit çubuğu yünlü kumaşa sürterek elektirkle yükleyelim.Sonra Şekil III.2 dekibir iple asılı ve yüklü K cam çubuğuna yaklaştıralım.Yüklü ebonit çubuk,yüklü cam çubuğu çeker.Yüklü cam çubuğun yüklü ebonit çubuğu çekmesi;cam çubuk ile ebonit çubuğun farklı tür elektrikle yüklendiklerini gösterir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7163899828808606869?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7163899828808606869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/elektrik-yukleri-arasnda-itme-ve-cekme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7163899828808606869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7163899828808606869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/elektrik-yukleri-arasnda-itme-ve-cekme.html' title='Elektrik Yükleri Arasında İtme ve Çekme'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7715782080094075953</id><published>2009-07-17T17:47:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:47:54.064-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Cisimlerin Elektriklenmesi</title><content type='html'>Kehribar,cam,ebonit,tarak gibi cisimler yünlü bir kumaş parçasına ya da bir hayvan postuna sürtülürse kağıt ve saman parçaları gibi hafif cisimlerri kendilerine çekerler.Yünlü kumaşa sürtülen balon,musluktan akan suyun yolunu değiştirir.bu tür özellik kazanmış cisimlere elektriklenmiş yada eletrikle yüklenmiş cisimler denir.kumaşa sürtülmeyen cam çubuk,kehribar,ebonit çubuk gibi cisimler yüksüzdür ve küçük kağıt parçalarını çekmez.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yünlü&lt;/span&gt; yada ipek kumaşa dsürtülen kehribar,ebonit ve cam çubuk elektirklenir.bu durumda küçük kağıt parçalarını çeker.Demir ve bakır çubuk yada bunlardan yapılan eşyalar sürtme ile etkilenmez ve kağıt parçalarını çekmez.Ancak yalıtkan bir sapla tutularak kumaş parçasına sürüldüklerinde elektriklenirler.Bu durumda küçük kağıt parçalarını çekerler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7715782080094075953?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7715782080094075953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/cisimlerin-elektriklenmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7715782080094075953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7715782080094075953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/cisimlerin-elektriklenmesi.html' title='Cisimlerin Elektriklenmesi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1217183502047671918</id><published>2009-07-17T17:46:00.002-07:00</published><updated>2009-07-17T17:47:11.462-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atomun İçindeki Boşluk</title><content type='html'>10 milyon hidrojen atomunun ancak bir milimetrelik bir uzunlukta olduğunu söylemiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar küçük bir atomun çekirdeği, ancak atom çapının 10.000’ de biri kadardır. Bir atomun çekirdeğiyle elektronları arasında, atom ölçülerine göre, çok muazzam bir boşluk vardır. Bu bakımdan, en ağırları da içinde olmak üzere, bütün maddelerin büyük bir kısmı, boşluktan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir atom çekirdeğinin bir futbol topu büyüklüğünde olduğunu düşünürsek, elektronları, bunun çevresinde çapı 5 km. genişlikte bir çember üzerinde döner. Atomlardaki boşluk oranı bu denli büyük olduğuna göre, maddelerin de aynı orandaki bir kısmı boşluktan ibaret demektir. Yalnız, muazzam bir enerji taşıyan atom çekirdeğinin, çevresinde dönen elektronlar üzerinde büyük bir çekim gücü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan elektronların ağırlığı yok sayılacak kadar  az olduğundan, atomun bütün kütlesi ile ağırlığı çekirdeğinde sayılır. Yani, elemanlara, dolayısıyla da maddeye ağırlığı veren, asıl atomun çekirdeğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atomlardaki bu boşluk olmasaydı, her şey inanılmaz derecede küçülürdü. Örneğin, bir insanı meydana getiren atomların insana asıl ağırlığını veren çekirdeklerini bir araya getirmek elde olsa, insan gözle görülemeyecek kadar küçük bir zerre haline gelirdi. Ağırlığı gene o insanın ağırlığına eşit olan bir zerre!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1217183502047671918?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1217183502047671918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atomun-icindeki-bosluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1217183502047671918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1217183502047671918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atomun-icindeki-bosluk.html' title='Atomun İçindeki Boşluk'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8403517500630446538</id><published>2009-07-17T17:46:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:46:48.951-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atom Araştırmaları</title><content type='html'>Leukippos ile Demokritos  gidi Eski Yunan filozofları, daha bundan binlerce yıl önce, maddelerin “atom” adını verdikleri bölünmez, parçalanmaz zerreciklerden meydana geldiğini ileri sürmüşlerdi. Yalnız, bu kuramlar fizikten çok, felsefe doktrinleri niteliğindeydi. Atom üzerindeki bu düşünceler iki bin yılı aşkın bir süreyle unutulup gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atom kuramı’nı ilk kez bugünküne yakın bir anlayışla ortaya koyan ise İngiliz kimya bilgini Jonh Dalton oldu (Bk. Dalton).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dalton’un 1803 yılında ortaya attığı atom kuramının ana hatları şunlardı : &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 – Bütün elemanlar atomdan yapılmıştır.&lt;br /&gt;2 – Aynı elemanın atomları büyüklük, ağırlık başka özellikleri bakımından birbirine benzerler&lt;br /&gt;3 – Atomlar yok edilemez, parçalanamaz, yoktan var edilemezler&lt;br /&gt;4 – Başka başka elemanların atomları birleşerek, molekülleri meydana getirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalton, aynı zamanda hem kendi kurduğu teoriye, hem de yaptığı deneylere dayanarak, elemanların atom ağırlıklarını da tespit etti. Ancak bu alandaki çalışmalar ilerledikçe, Dalton’un kuramında bir takım yanlışlıklar olduğu da meydana çıktı. Örneğin, belirli bir elemanın atomlarının kimyasal özellikleri aynı olsa bile, ağırlıkları değişik olabilir. Bu gün atomları parçalayarak yeni atomlar meydana getirmek olanağı da bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalton’dan sonra atom alanındaki çalışmalara daha büyük bir hızla ilerlemeye başladı. 1896 yılında, Fransız bilgini Henri Becquerel (1852 – 1908) doğal radyoaktivite keşfetti. 1903 yılında Nobel Fizik Armağanı’nı kazanan bu bilgin, uranyumun yaydığı ışınımları dikkate çekerek, bunun radyoaktivite olduğunu belirtmişti. 1898 yılında da Marie ve Pierre Curie radyomu buldular (Bk. Curie). 1900’de, Alman bilgini Max Planck (1858 – 1947) Quantum Teorisi’ni ortaya attı (Bk. Quantum Teorisi). 1905 yılında ise büyük kuramsal fizik bilgini Albert Einstein, İzafiyet (Relativite) Teorisi’ni ortaya atarak E = mc2 formülünü buldu; atom enerjisinin büyüklüğünü belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atomun yapısı üzerinde en önemli buluşlarını yapanlardan biri de İngiliz bilgini Ernest Rutheford (1871 – 1937)’dur. Rutheford 1904 yılında Alfa zerreciklerini keşfetti; 1911’de de atom çekirdeği kuramını ortaya attı. Atomların bir çekirdekle, bu çekirdeğin çevresinde dönen elektronlardan ibaret olduğunu ileri sürdü; atomların ilk özelliklerini keşfetti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8403517500630446538?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8403517500630446538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom-arastrmalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8403517500630446538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8403517500630446538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom-arastrmalar.html' title='Atom Araştırmaları'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2448232834243705293</id><published>2009-07-17T17:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:46:09.751-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atom Ağırlığı</title><content type='html'>Çeşitli atomlardaki protonlarla neutronların sayısına “atom sayısı” ve “atom ağırlığı” denir. Bir atom sayısı, o atomda ne kadar proton, yada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;elektron&lt;/span&gt; bulunduğunu gösterir. Böylece, o atomun hangi elemanının atomu olduğu anlaşılır. Kimi elemanların neutron sayısı değişik olduğundan, bir elemanın birden fazla atom ağırlığı olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2448232834243705293?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2448232834243705293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom-agrlg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2448232834243705293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2448232834243705293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom-agrlg.html' title='Atom Ağırlığı'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-3396898979601272385</id><published>2009-07-17T17:44:00.002-07:00</published><updated>2009-07-17T17:45:45.876-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atomların Büyüklüğü</title><content type='html'>Varlıkları ancak bilimsel deneylerle anlaşılan atomlar akıl almayacak kadar küçüktür. Atomların büyüklükleri cinslerine göre değişir. Örneğin; hidrojen atomu en küçük atomdur. Yanyana konmuş 10.000.000 hidrojen atomunun uzunluğu 1 mm ancak olur. En küçük atomlardan biri olan uranyum atomunun çapı ise hidrojeninkinden 4 kat daha büyüktür.&lt;br /&gt;Bir damla suda 33 milyar defa milyar molekül vardır. Bu moleküller hidrojen ile oksijen elemanlarından yapılmıştır. Her molekülde ikisi hidrojen biri oksijen olmak üzere 3 atom vardır. Öyleyse bir damla su 100 milyar defa milyar atomdan meydana gelmiş demektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ATOMLARIN HAREKETİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Maddeyi meydana getiren atomlar sürekli olarak hareket ederler. Genel olarak atomların titreşim hızı saniyede 400 metre kadardır. Bu hız sıcaklıkla ilgilidir. Sıcaklık azaldıkça atomların hızı da azalır. –273 derece de büsbütün durur. Bu ısı derecesine saltık sıfır (mutlak sıfır) denir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ATOMUN YAPISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir atom ilk bakışta güneş sistemine benzer. Dünya ile gezegenler güneşin cevresinde nasıl dönerlerse atomlarda bir çekirdeğin çevresinde dönen elektronlardan meydana gelmişlerdir.&lt;br /&gt;Elektronlar çekirdeğin çevresinde inannılmaz bir hızla dönerler. Hidrojen atomunda elektron dönüş hızı saniyede 2000 km dir. Bir atomdaki elektronların sayısı ile bunların yörüngesinin durumu atomun cinsini meydana getirir.&lt;br /&gt;Şimdi bir atomu meydana getiren öğeleri kısaca inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-ELEKTRON:&lt;/span&gt; Atom çekirdeğinin çevresinde dönen negatif elektrik yüklü zerreciklerdir. Atomdaki elektron sayısı elemanın cinsine göre değişir. Elektronların sayısı ne kadar çok olursa olsun çekirdeğin çevresindeki büyük dönüş hızlarına rağmen ne birbirlerine çarparlar ne de çekirdeğe atom çekirdeğindeki her protona karşılık bir elektron vardır. En hafif atom olan hidrojenin; 1, heyumun; 2, oksijeninde 8 elektronu vardır. En hafif olan hidrojen atomunda elektronların ağırlığı atomun ağırlığının 1/1840’ ı kadardır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2-PROTON :&lt;/span&gt; Atomun çekirdeğini meydana getiren öğelerden biridir. Elektronların tersine proton pozitif elektirik yüklü bir zerreciktir. Ağırlığı; elektronunkinden 1840 kat daha çoktur. Yalnız taşıdığı elektrik yükünün oranı elektronunkiyle aynıdır. Atomların cinslerine göre çekirdeklerindeki proton sayısıda değişir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3-NEUTRON :&lt;/span&gt; Hiç elektirik yükü olmayan zerreciklere denir. Atomların çoğunun çekirdeklerinde neutronlar vardır. Ağırlıkları protonunkinden biraz daha çoktur. Neytronların sayısı da atomun cinsine göre değişir. Serbest neutronlar atomları bombardıman etmek bakımından çok yararlıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ATOMUN DİĞER PARÇALARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Atomun, değişik durumlarda ortaya çıkan  bir çok parçacıkları vardır ki, başlıcaları şunlardır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Positon.&lt;/span&gt; – Pozitif elektrik yüklü elektronlardır. Kozmik ışınlardan, negatif elektrik yüklü elektronlarla birlikte bulunurlar.  Aynı zamanda, atom zerrecikleriyle bombardıman edline kimi elemanlardan da positon çıkar. Bir positonun hayatı, en çok saniyenin milyarda biri kadardır. Çünkü, zıt yüklü elektron, positonu çeker. Bu çekme sonunda, her iki zerrecikte yok olur. Bunların kütlesi ise, enerjiye dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Meson.&lt;/span&gt; – İlk  kez kozmik ışınlarda keşfedilmiştir. Mesonlar, sonradan yapay olarak da elde edilmiştir. İki tür meson vardır : “Pi – meson” ile “Mu – meson”. Her türünün ağırlığı elektronlarınkinin 200 katından daha çoktur. Pozitif, yada negatif elektrik yüklü olabilirler. Megatif eletrik yüklü bir pi – meson pozitif elektrik yüklü atom çekirdeğine yaklaşırsa çekirdek onu emer. Bunun sonucu olarak da çekirdek patlar. Pi – mesonların ömrü saniyenin iki yüz milyonda kadar ancak sürer. Pi – mesonlar, bu kısa hayatlarının sonunda, mu – meson haline gelirler. Mu – mesonların ömrü de saniyenin iki milyonda biri kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neutrino. &lt;/span&gt;– Bunlar elektrik bakımından nötrdürler; ağırlıkları yoktur. Varlıkları, ancak kurumsal olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Deuteron.&lt;/span&gt; – Bir protonla bir neutrondan oluşmuş, pozitif elektrik yüklü zerreciklerdir. Ağır hidrojen çekirdeğini meydana getirirler. Bu yüden, ağır hidrojene “deuteriom” da denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Triton.&lt;/span&gt; – Tritium (hidrojen isotopu), nun çekirdeğine denir. Kütlesdi, deuterondan bir fazlasıyla, üçtür. Triton zerrecikleri tabiatta bulunmaz ancak yapay olarak yapılabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alfa zerrecikleri.&lt;/span&gt; – Radyum gibi radyoaktif atomlar çevrelerine alfa zerrecikleri saçarlar. Bir alfa zerreciğinde iki protonla iki neutron bulunur. Bunlar helyum çekirdeğinin aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gamma ışınları.&lt;/span&gt; – Bunlara “foton”da denir. Radyoaktif atomların parçalanması sonucunda çevreye yayılırlar. Bir atom bombasının patlamasından meydana gelen öldürücü ışınlar gamma ışınlarıdır. X ışınlarına benzeyen gamma ışınlarının bir cisim içine girme yetenekleri çok yüksektir. Yüksek enerjili gamma ışınları, bir metre kadar kalınlıktaki demire, yada betona bile etki yapabilirler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-3396898979601272385?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/3396898979601272385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atomlarn-buyuklugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3396898979601272385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3396898979601272385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atomlarn-buyuklugu.html' title='Atomların Büyüklüğü'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8083803050648006708</id><published>2009-07-17T17:44:00.001-07:00</published><updated>2009-07-17T17:44:47.182-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atom,Molekül ve Eleman</title><content type='html'>Bir bardak suya bir kaşık şeker koyup iyiye karıştıralım çok geçmeden şeker erir suyun içinde büsbütün kaybolur. Şekeri artık gözle göremeyiz ama genede suyun içinde koyduğum yerde durduğunu biliriz. Suyu büsbütün buharlaştıracak olursak şeker gene meydana çıkar.&lt;br /&gt; Bunun nedeni şudur: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şeker suda eriyince&lt;/span&gt; milyonlarca küçük zerreciğe ayrılır. Demekki şeker gözle görülmeyecek kadar küçük zerreciklerden oluşmuştur. İşte bu küçük zerreciklere molekül adı verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bütün cisimler molekül denen bu küçük zerreciklerden yapılmıştır. Moleküller de atomların birleşmesinden meydana gelir. Şekerin suda erimesi şeker moleküllerini hiçbir zaman bozmaz.&lt;br /&gt; Şimdi, bir başka deney daha yapalım. Bir kaşık şekeri maden bir kap içinde ocağa koyalım. Şeker suda önce erir sonra kararıp simsiyah bir renk alır. Suda eriyen şekeri gene eski durumuna getirebilmiştik. Oysa bu kez şekerin yanmasıyla meydana gelen kara maddeyi eski haline getiremeyiz. Çünkü şekeri bu şekilde kavurmakla onun moleküllerini daha küçük parçalara bölmüş oluruz. Yanma sırasında bu küçük parçalardan bir kısmı da uçup gider. Kapta kalan kısım ise karbondur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Karbon &lt;/span&gt;molekülünü artık başka bir maddeye çevirmeye imkan yoktur. Çünkü karbon bir elemandır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8083803050648006708?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8083803050648006708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atommolekul-ve-eleman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8083803050648006708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8083803050648006708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atommolekul-ve-eleman.html' title='Atom,Molekül ve Eleman'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2445587487217289628</id><published>2009-07-17T17:42:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:44:04.991-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Atom</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Atom,&lt;/span&gt; bir maddenin özellikleri değiştirmeden bölüne bileceği en küçük parçasıdır. Atomlar çok kez molekül adı verilen grup halinde bulunurlar.&lt;br /&gt;Elimizle dokunduğumuz, gözümüzle gördüğümüz her şey atomlardan yapılmıştır. Ancak, bu atomlar son derece küçük oludklarından, ne mikroskopla görülebilirler nede varlıkları tek tek farkedebilir. Bu yüzden, bilginler atomların varlığını yapılarını ancak özel usullerle&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; inceleyebilirler&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2445587487217289628?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2445587487217289628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2445587487217289628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2445587487217289628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/atom.html' title='Atom'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8249061357157233766</id><published>2009-07-17T17:33:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:34:26.084-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Soru ve Çözüm 2</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soru :&lt;/span&gt; Bir çocuk x'-x doğrultusunda 2 m/s lik sabit hızla giderken O nokta¬sına geldiğinde elindeki topu kendisine göre düşey doğrultuda yukarı¬ya doğru 20 m/s lik hızla atıyor. Yerde duran gözlemciye göre top atıldıktan 2 s sonra Şekil 5-40 da ki noktalardan hangisinde bulu¬nur? (g=10m/s2, ortam sürtünmesizdir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çözüm : &lt;/span&gt;Top yerde duran gözlemciye göre eğik atış hareketi yapar. (Şekil 5-41) Demek ki K ve L noktalarında olamaz. P noktasında da olamaz? (Niçin?)&lt;br /&gt;Yatay hızın hareket süresince sabit olduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;Öyleyse    t = 2 s de&lt;br /&gt;x = Vx . t x = 2.2 x = 4 m yol alır.&lt;br /&gt;Top, yatay yolu 4 m olan M veya N noktalarından birinde olmalıdır. Topun t = 2 s de aldığı düşey yolu bulmamız gerekmektedir.&lt;br /&gt;y = voy.t-l gt2&lt;br /&gt;y = 20.2 -l 10.22&lt;br /&gt;y = 40 - 20 y = 20 m&lt;br /&gt;Top, apsisi 4 m ve ordinatı 20 m olan M noktasında olmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8249061357157233766?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8249061357157233766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/soru-ve-cozum-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8249061357157233766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8249061357157233766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/soru-ve-cozum-2.html' title='Soru ve Çözüm 2'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-8710845586010810490</id><published>2009-07-17T17:31:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:35:49.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Soru ve Çözüm</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soru :&lt;/span&gt; 30 m/s’lik hızla yatay olarak atılan bir cisim 90 m uzaklığa düşüyor. Cisim kaç metre yükseklikten atılmıştır? (g= 10 m/s2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çözüm :&lt;/span&gt; yatay olarak atılan cismin x yolu&lt;br /&gt;x = VQ.t ile hesaplanır.&lt;br /&gt;90 = 30 . t&lt;br /&gt;t = 3 s. h yüksekliği ise;&lt;br /&gt;h = 45 m dir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-8710845586010810490?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/8710845586010810490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/soru-ve-cozum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8710845586010810490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/8710845586010810490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/soru-ve-cozum.html' title='Soru ve Çözüm'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2914873793296718061</id><published>2009-07-17T17:29:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:31:17.622-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Ağırlık ve yerin çekim alanı</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;            Yerden yüksek bir noktadan bırakılan cisimlerin yere düştüklerini, bir futbol topuna vurduğumuzda onun havalandığını, daha sonra tekrar yere indiğini, aşağıdan yukarıya doğru bir taş attığımızda, taşın biraz yükseldikten sonra geriye dönerek yere düştüğünü gün¬lük hayat tecrübelerimizden biliyoruz. Havada kaldıkları süre içinde farklı yörüngeler izlemelerine rağmen hepsinin ortak yanı yere düş¬meleridir. Dışardan bir kuvvetin etkisi olmazsa cisimlerin durumla¬rında bir değişiklik olmayacağını daha önce görmüştük. Öyleyse bu olaylar, cisimleri yerin merkezine doğru çeken bir kuvvetin varlı-ğını gösterir. Cisimlere yerin uyguladığı çekim kuvvetine o cismin ağırlığı dendiğini ve,&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;G = mg &lt;/blockquote&gt;bağıntısıyla verildiğini biliyoruz.&lt;br /&gt;Bu eşitlikten g = G/m yazılabilir, g; birim kütle başına düşen yer¬çekimi kuvveti olup yerin çekim alanı adını alır. Veya g'ye yerçe¬kiminden ileri gelen kuvvetin sebep olduğu ivme de denilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2914873793296718061?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2914873793296718061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agrlk-ve-yerin-cekim-alan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2914873793296718061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2914873793296718061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/agrlk-ve-yerin-cekim-alan.html' title='Ağırlık ve yerin çekim alanı'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-2976219873249362272</id><published>2009-07-17T17:12:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:23:22.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Gmail Çalınan Hesap Geri Alma</title><content type='html'>İnternette arama yaptığımızda çok fazla bi sonuç olmayan bir konulardan biride hacklenen maillerin geri alınması konusunda aydınlığa kavuşmamış bilgiler.Burada hacklenen yada çalınan gmail hesabınızı çok kısa süre zarfında tekrardan elde etmeniz için gerekli adımlar yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öncelikle ; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;a style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);" href="https://www.google.com/support/accounts/bin/request.py?contact_type=ara&amp;amp;ctx=accounts"&gt;https://www.google.com/support/accounts/bin/request.py?contact_type=ara&amp;amp;ctx=accounts&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Linkimize tıklıyoruz.Karşımıza bi form çıkıyor bu formda ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Sizinle iletişim kurabileceğimiz email adresi :&lt;/span&gt; Bu kısma çalınmayan ve aktif olan bi mail adresi yazıyorsunuz şifreniz bu mail adresine gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Yaşadığınız sorunu açıklayın :&lt;/span&gt; Sanırım birisi hesabıma girdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Bu hesap ile Gmail kullanıyor musunuz?&lt;/span&gt; Kendinize göre dolduruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Bu Google Hesabıyla orkut kullanıyor musunuz?&lt;/span&gt; Kendinize göre dolduruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Bu Google Hesabıyla Blogger kullanıyor musunuz? &lt;/span&gt;Kendinize göre dolduruyorsunuz.&lt;br /&gt;Bu hesapla kullandığınız Google hizmetleri ve her birini kullanmaya başladığınız tarih : Bu kısımda kullandığınız hizmetlerin tarihlerini aşağı yukarı bi sonuç olarak girebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Hesap oluşturma tarihi : &lt;/span&gt;Bu kısımı doğru bi şekilde hatırlamaya özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Hatırladığınız son şifre :&lt;/span&gt; Çalınmadan önceki son şifre mutlaka doğru yazılması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Şimdi püf noktalar ; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Bu hesap ile Gmail kullanıyor musunuz?&lt;/span&gt; Bu kutucuğu evet yaptığınızda sizden istenilen bilgileri doğru ve eksiksiz tamamlarsanız mailiniz en geç 1 saat içersinde elinizde olacaktır.Aynı şekilde ;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Hesabınızı oluşturmak için bir davetiye aldınız mı?&lt;/span&gt;  Davetiyeyi saklıyor ve doğru bir şekilde giriş yaparsanız gene mailinizi almanız çok daha kısa sürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak verdiğiniz bilgiler doğrultusunda gmail yetkilileri mail inceleyip doğru ve tutarlı bilgiler verdiyseniz size bir şifre sıfırlama mail gönderecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-2976219873249362272?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/2976219873249362272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gmail-calnan-hesap-geri-alma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2976219873249362272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/2976219873249362272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/gmail-calnan-hesap-geri-alma.html' title='Gmail Çalınan Hesap Geri Alma'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-6032416598213772045</id><published>2009-07-17T16:45:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:11:30.676-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Web'/><title type='text'>Parameter Pr Kontrol</title><content type='html'>Çoğu webmaster sitelerinin pagerank kontrollerini bazen web üzerinden bazende yardımcı program aracılığı ile ölçebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parameter bir pagerank ölçme programıdır.Program sadece sitelerinizin ana sayfalarına ait google değerlerini google toolbar ipleri ile ölçeler size karşılığında değerler sunmaktadır.Programın en cazip özelliklerinden biri toplu olarak istediğiniz kadar site sorgulaması yapabilmeniz.Yazının sonunda linkini vereceğim programı bilgisayarınıza indirdikten sonra setup olarak kurulumunu gerçekleştirin daha sonra programı açtığınızda basit bi panel gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki URL kısmına pagerank öğrenmek istediğiniz siteyi yazarak "+" butonuna basıp eklemeyi yapabilirsiniz , daha sonra PLAY işareti ile toplu yada tek bir şekilde pagerank değerleri karşınıza sağ kısımda görülecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Programı indirmek için :&lt;/span&gt; &lt;a style="color: rgb(153, 0, 0); font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/257017270/parameter.rar"&gt;http://rapidshare.com/files/257017270/parameter.rar&lt;/a&gt; adresini kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Pagerank nedir ? Kısa ve öz olarak google'ın sitelere verdiği 10 üzerinden bir değerlendirme.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-6032416598213772045?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/6032416598213772045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/parameter-pr-kontrol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6032416598213772045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6032416598213772045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/parameter-pr-kontrol.html' title='Parameter Pr Kontrol'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-5454857262153270191</id><published>2009-07-17T16:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T17:10:53.730-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Baş Belasi Virusler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Genellikle her bilgisayarda mevcut olarak yaşayan virüsler bazen farkına varmadan sistemimizde dolaşabilirler, ama bazen de artık o kadar can sıkıcı noktaya gelir ki her işlemde bir yavaşlık her işlemden sonra bir kapat hatası almaya başlarız yada kısacası artık bilgisayarımız eskisi gibi değildir.Peki çözüm olarak ilk etapta ne yapmak gerekir.Virüsler tiplerine ve cinslerine göredir.Şimdi size anlatacağım yöntemde genellikle bilgisayarınızda bulunan orta seviye üstündeki tüm virüsleri pasif hale getirip temizlemeye yarayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:lucida grande;" &gt;İlk adım :&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt; Öncelikle temizleyicimiz olan ComboFix programını internet üzerinden indiriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="color: rgb(153, 0, 0);" href="http://rapidshare.com/files/257014329/ComboFix.rar"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:lucida grande;" &gt;http://rapidshare.com/files/257014329/ComboFix.rar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Daha sonra *rar lı dosyayı bilgisayara açtığımızda combofix.exe dosyası çıkarılmış olacak hemen tıklamıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:lucida grande;" &gt;İkinci adım :&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt; Combofix açmadan önce bilgisayarımızdaki anti-virüs programlarını devre dışı bırakalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Şimdi asıl olaya geldik combofix.exe dosyamıza tıkladığımız zaman hiçbirşeye dokunmuyoruz kendi kendine sistemi tarama işlemi gerçekleştiriyor ve bir süre sizi beklettikten sonra bilgisayarınız yeniden başlatılıyor , daha sonra sizin için özel bir log hazırlıyor bu logdan bilgisayarınızdaki silinen ve temizlenen virüsler hakkında detaylı bilgi bulabilirsiniz.Bu şekilde CTRL-ALT-DEL kısmındaki çoğu aktif virüsün yok olduğunu yerini sadece sistem dosyalarının olduğunu göreceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-5454857262153270191?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/5454857262153270191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bas-belas-virusler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5454857262153270191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/5454857262153270191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/bas-belas-virusler.html' title='Baş Belasi Virusler'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-4339891278770565876</id><published>2009-07-17T16:27:00.000-07:00</published><updated>2009-07-17T16:44:53.225-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Sesin Işığa Çevrilmesi</title><content type='html'>Gene her zamanki gibi Türkiye de olmayan bi olay ama gene de çok ilginç ve bi o kadarda şaşırtıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Amerikalı bilim adamları, elektrik sinyallerini sese dönüştüren bir işlemi tersine çevirerek ilk kez yüksek frekanslı sesleri ışığa çevirmeyi başardıklarını açıkladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="haber_fontu"&gt;Nature Physics dergisinde yayımlanan makalede, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı'ndan araştırmacılar, geliştirdikleri yeni teknolojinin, bilgisayar yongaları, LED'ler ve transistörlerin daha da geliştirilmesini sağlayacağını belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://media2.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Teknoloji/Donan%C4%B1m%20ve%20Elektronik/090317-sese-donen-isik.hmedium.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 230px;" src="http://media2.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Teknoloji/Donan%C4%B1m%20ve%20Elektronik/090317-sese-donen-isik.hmedium.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="haber_fontu"&gt;Cep telefonları gibi cihazlarda bulunan piezo-elektrikli hoparlörlerin insan kulağının duyabileceği düşük frekanslarda çalıştığını kaydeden araştırmacılar, bu prosesi tersine çevirerek, ışığı üretmek için, insan kulağının duyabileceğinden 100 milyon kez daha yüksek frekanslı ses dalgaları kullandıklarını ifade ettiler. &lt;p class="textBodyBlack"&gt;&lt;span id="byLine"&gt;&lt;/span&gt;Bu karmaşık araştırmanın başında yer alan Michael Armstrong, geliştirdikleri prosesin, yüksek frekanslı seslerin ışığa çevrilmesini çok doğru bir şekilde görmeyi sağladığını söyledi&lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack"&gt;Haber kaynağı : bilim.org&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="haber_fontu"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-4339891278770565876?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/4339891278770565876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/sesin-sga-cevrilmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4339891278770565876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/4339891278770565876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/07/sesin-sga-cevrilmesi.html' title='Sesin Işığa Çevrilmesi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-9209575215684042115</id><published>2009-06-29T05:30:00.000-07:00</published><updated>2009-06-29T06:30:36.227-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimsel'/><title type='text'>Çift Yarık Deneyi</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-31a3dc16665fdee7" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D31a3dc16665fdee7%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D717D20D1637BA42CF42F6D397279EE9830FAED30.2C62B72AF35F925C06E3EB9013D5FF7E93788D64%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D31a3dc16665fdee7%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DsbmsaF4rsRYtu5B-DFWXYVQAIng&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3D31a3dc16665fdee7%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D717D20D1637BA42CF42F6D397279EE9830FAED30.2C62B72AF35F925C06E3EB9013D5FF7E93788D64%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D31a3dc16665fdee7%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DsbmsaF4rsRYtu5B-DFWXYVQAIng&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü kuramcı Bohr, "Kuantum teorisiyle şok olmayan kimse, onu anlamamıştır" der. Gerçekten de matematiksel olarak açık bir şekilde ifade edilmesine karşın bu teorinin felsefi alanda yorumlanması ve oluşturduğu problemlerin çözümlenmesi bir hayli zor görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuantum teorisi bilime ve doğaya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Şimdi, bu yenilikleri görebilmek için klasik ve kuantumlu anlayışın belli başlı özelliklerini ortaya koyalım. Öncelikle klasik fiziğin felsefi dayanaklarına bakarsak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Klasik fizikte, bir cismin hızı, ivmesi, enerji ifadeleri gibi tüm nicelikler cismin konumunun zamana göre diferansiyelleri ile ifade edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2} Yukarıda sözü edilen momentum. enerji gibi fiziksel büyüklüklerin bütün olarak ele alındığı görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) İrdelenen olaylar belli bir kesinlik, belirlilik taşır ve istenilen doğrulukta ve aynı anda bütün fiziksel büyüklükler ölçülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Evrenin geçmişinde oluşan olaylar incelenerek, geleceğe ilişkin bir yordama yapılabilir. Sözgelimi, Jüpiter Gezegeni şu zamanda, yörüngesinin şurasında ve bize bu kadar uzaklıkta olacaktır, denilebilir. Gözlem ve deneylerde küçük hatalar çıkabilme olasılığına karşın tahminlerimiz büyük ölçüde doğrulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Klasik fizik ile incelenen her sistem ya da olay birbirinden bağımsız olarak düşünülür; bu sistemi oluşturan ve birbiri İle iletişim olanağı bulunmayan varlıklar bütünüyle ayrı olarak ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Klasik olarak incelenen olay, gözlemci ve kullanılan deney aleti ile değişiklik göstermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuantum görüşünün kabul edilen temel olguları ise:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Olayların incelenmesinde kompleks yapıda ve bir olasılık denklemi olan Schrödinger dalga denklemi kullanılır. Bu denklemden vj/ dalga fonksiyonu bulunup işlemlerde konarak, konum, momentum ve diğer nicelikler elde edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Fiziksel nicelikler kesikli parçalı yapıda ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Kuantum teorisi fiziğe kuşku götürmez bir biçimde belirsizlik (indeterminizm) olgusunu sokmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Parçacıklar söz konusu olduğunda her büyüklük olasılıklarla belirlenir ve gelecekle ilgili tahminler olasılıklara dayanarak yapılabilir. Örneğin ışığın yapı taşı olan fotonların, uzayda bir yerde bulunması ancak olasılıklarla belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Birbiriyle hiç iletişim olanağı bulunmayan iki varlık arasında "bağlılaşım-correlation" görülebilir. Örneğin aynı kaynaktan çıkan fotonların karşıt doğrultularda göstermiş olduğu davranışları, birbiri ile uyuşum halindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Kuantumda; gözlemci, gözlenen ve gözlem aleti birbiriyle bir bütünlük oluşturur. Bunlar birbirlerinden ayrı düşünülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi klasik fizik ile kuantumcu düşünce birbirinden bir çok noktada farklılık gösterir. Bu farklılıklar ayrıntılı olarak göz önüne alındığında şu yorumlar yapılabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuantum teorisinin önemli buluşlarından birisi belirsizlik bağıntısıdır. 1927'de Heissenberg tarafından ortaya konulan bu bağıntıya göre mikro boyutta tanımlı bir parçacığın, eş zamanlı olarak konum ve momentumunun tesbit edilmesi en az Planck sabit (h) kadar bir hata içerir. Aynı olgu eşzamanlı olarak, parçacığın enerjisi ile bu enerjiyi taşıdığı zaman için de söz konusudur. Örneğin bir elektronun bulunduğu uzayda konumunun tesbiti İçin, elektronun üstüne büyük frekansta ışık göndermeliyiz. Aksi halde elektronu gözlemleyenleyiz. Bu durumda yüksek frekanslı ışık elektronun konumunu belirler. Ancak elektrona bir hız verir. Dolayısıyla konumun belirlenmesiyle beraber parçacığın hızını ve momentumunu yitirmiş oluruz . Tersi olarak; elektronun momentumunu belirlemek İçin küçük frekanslı ışık kullanırız, bu durumda da konum belirlenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli bulgu da "dalga/parçacık dualite'dir. Huygens'ten beri ışığın kırınım ve girişim yaptığı biliniyordu.Örneğin ışık Young deneyi düzeneğinden geçirilirse karşıdaki ekranda aydınlık-karanlık noktalar oluşur. Yani girişim yapar. Yine yarım bardak suya sokulan bir kalemin kırık olarak algılandığı görülür. Bu gibi olayların hepsi ancak dalga modeliyle açıklanabilir. Einstein'ın fotoelektrik olayını açıklamasından sonra ışığın parçacıktı yapıda olması gerektiği bulundu. Yine ışığın cisimler üzerine uyguladığı anlık basınçlar ve Geiger sayacında göstermiş olduğu etkiler bunu destekler. Sonunda Bohr, "Işığın dalgacık mı tanecik mi olduğunu belirlenmesi ancak gözlemcinin sorduğu soruya göre cevaplanabilir" diyerek gözlemcinin de vazgeçilmez biçimde teoride yerini alması gerektiğini belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı J.Davisson ve L.Germer adlı bilim adamları elektronların da hızlı olarak bir kristal katıya çarptırıldıklarında dalga özelliği gösterebileceğini buldular. Böylece düalite yalnızca ışık (elektromagnetik dalga) İçin geçerli değil aynı zamanda maddesel parçacıklar için de geçerliydi. Bu da Broglie'ın öne sürdüğü elektronlar için dalga yapısının deneysel bir ispatıydı, aynı zamanda Kuantum teorisindeki düaliteyi, 1915'te, X ışınlarıyla yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel ödülü alan VV.Bragg şöyle belirtiyordu. "Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri parçacık kuramını; Salı, Perşembe ve Cumartesi günleri dalga kuramını öğretiyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer önemli yenilik ise olasılık kavramıdır. Bir parçacığın bir uzay bölgesinde bulunması ancak olasılıklarla bellidir. Parçacığın konumu için kesin koordinatlar verilemez. Born bu düşünceden hareketle Schrödinger'in ortaya attığı dalga fonksiyonunu yorumlamış ve y ile gösterilen bu kompleks fonksiyon için, uzayda bir noktada beili bir anda hesaplanan dalganın genliğinin karesinin, parçacığın o noktada o anda bulunması olasılığını verdiğini belirtmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirsizlik ilkesi , dualite, olasılık tanımı ve gözlemci-gözlenen bütünlüğü kuantum mekaniğine, Kopenhag yorumu olarak girmiştir ve tartışmalara rağmen halihazırda kuantum teorisinin en etkin yorumu olarak karşımıza çıkar. Kuantum felsefesinin ..sorunlarına bakıldığında önemli tartışmaların temelde, Young deneyinin yorumlanmasından kaynaklandığı görülür. Bilim adamları, fotonların iki ayrı delikten geçişinin mantıksal olarak nasıl algılanması gerektiği üzerinde durarak; fotonlarla gözlemci arasındaki ilişkiyi aramaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bohr ve Kopenhag ekolü savunucuları fotonların, iki ayrı delikten geçmelerini iki ayrı dünyada hareketleri olarak düşünüyor. Onlara göre girişim bu birbirinden tamamen iki ayrı iki dünyadan her-birinin birlikte hazırlanarak birbirinin üstüne çakış-masıyla ve birbirlerini bütünleştirme siyle oluşur. Dolayısıyla sonuçta her iki dünyanın hakiki bir melezi oluşur. Başta Einstein olmak üzere pek çok fizikçiye bu melez-bütünleyici dünya yorumu pek sıcak gelmedi. 1935'te "Schrödinger kedisi" yorumu ortaya atıldı. Bu görüşe göre her an zehirlenmesi tehlikesi olan bir kedi kapalı bir kutudadır. Gözlemciye göre bu kedi her an ölü ya da diri bir halde bulunmalı, iki ayrı olasılık eşit olarak göz önünde tutulmalıdır. Bu aynı zamanda Young deneyinin iki ayrı delikle oluşturulan farklı dünyalarına benzer. Farklı nokta ise; kedinin ölü ya da diri olduğunu kesin belirleyene kadar kedinin iki durumunun da yan yana bulunduğunun öne sürülmesidir. Yani kedi, yarı canlı-yarı ölüdür, aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir yorum da Everett'ten 1957'de gelir. Ona göre, birçok gözlenemez paralel evren mevcuttu. Bunlara Everett, "alternatif kuantum dünyaları" diyordu. Bütün olaylar bu dünyaların birinde, olasılıkların hepsi gerçekleşecek biçimde olmaktadır. Sonuçta bütün olasılıklar evrende varoluyordu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-9209575215684042115?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=31a3dc16665fdee7&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/9209575215684042115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/cift-yark-deneyi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9209575215684042115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/9209575215684042115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/cift-yark-deneyi.html' title='Çift Yarık Deneyi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1541520800179127520</id><published>2009-06-29T05:17:00.000-07:00</published><updated>2009-06-29T05:29:29.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Gıdası'/><title type='text'>Here Without You Canlı Performans</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c1e0343bc7c49df" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v1.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D0c1e0343bc7c49df%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D630C9DEC1F14C98F86BDFC30EF3021B2CEB2E8D1.15A984D73B4A180E18F7BD344449DFB244454F9%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc1e0343bc7c49df%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DLJq6aEtMKNm6fikcOKAfyEa4S84&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v1.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D0c1e0343bc7c49df%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D630C9DEC1F14C98F86BDFC30EF3021B2CEB2E8D1.15A984D73B4A180E18F7BD344449DFB244454F9%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc1e0343bc7c49df%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DLJq6aEtMKNm6fikcOKAfyEa4S84&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;A hundred days had made me older&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yüz gün beni daha yaşlandırdı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since the last time that I saw your pretty face&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin güzel yüzünü son kez gördüğümden beri &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A thousand lights had made me colder&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bin tane ışı beni daha soğuk yaptı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And I don't think I can look at this the same&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ve buna aynı şekilde bakabileceğimi sanmıyorum &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But all the miles had separate&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama bütün miller bölündü &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;They disappeared now when I'm dreaming of your face&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senin yüzünü düşlerken şimdi hepsi kayboldu &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I'm here without you baby&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada sensizim bebeğim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But your still on my lonely mind&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama sen hala benim kimsesiz aklımdasın &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I think about you baby&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seni düşünüyorum bebeğim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And I dream about you all the time&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ve sürekli seni düşlüyorum &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I'm here without you baby&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada sensizim bebeğim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But your still with me in my dreams&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama sen hala düşlerimde benimlesin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And tonight it's only you and me&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ve bu gece sadece sen ve ben varız &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The miles just keep rolling&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Miller yuvarlanmaya devam ediyor &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As the people either way to say hello&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki yöne de, insanlar gibi, merhaba demek için &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I hear this life is overrated&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayata gereğinden fazla değer verildiğini duyuyorum &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But I hope it gets better as we go&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama umarım biz gittikçe daha iyi olur &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Everything I know, and anywhere I go&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bildiğim her şey, ve gittiğim her yer &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It gets hard but it won't take away my love&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha da zorlaşıyor ama aşkımı alıp götüremeyecek &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And when the last one falls, when it's all said and done&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ve son kişi düştüğünde, her şey söylenip bittiğinde &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It get hard but it won't take away my love&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daha da zorlaşıyor ama aşkımı alıp götüremeyecek &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1541520800179127520?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=c1e0343bc7c49df&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1541520800179127520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/here-without-you-canl-performans.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1541520800179127520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1541520800179127520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/here-without-you-canl-performans.html' title='Here Without You Canlı Performans'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-301037736290296340</id><published>2009-06-29T05:02:00.000-07:00</published><updated>2009-06-29T05:10:21.176-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Sorunlu Bilgisayar</title><content type='html'>Bilgisayarınızı açıyorsunuz pat karşınıza herhangi bi .dll dosyasının eksik olduğunu söylüyor ve hiçbir şekilde bilgisayar açılmıyor.Güvenli kipten girip denemek istediğiniz zamanda bilgisayarınız açılırken reset atıyor işte böyle bi durumda ne yapılması gerektiği hakkında kısa ama etkili bi yöntem söyleyeceğim sizlere,öncelikle windows açılırken siyah ekranda herhangi bi .dll dosyası eksikliği yada başka birşeyde ilk yapmanız gereken şey windowsu onarmak bunun için sırasıyla adımları yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1 )&lt;/span&gt; Windows Cd'sini bilgisayarınıza takın ve&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;CD' den önyükleme için bir tuşa basın…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Bu uyarıyı görünce her hangi bir tuşa basarak aşağıdaki ekranın gelmesini bekleyin. Eğer bu kısmı kaçırmışsanız bilgisayarı yeniden başlatın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2 ) &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);" &gt;Kur'a Hoş Geldiniz&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);" &gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;Windows XP' yi kurmak için ENTER' a basın&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kurtarma konsoluyla Windows XP yüklemesini onarmak için “R” tuşuna basın&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Windows XP yüklemesinden çıkmak için F3' e basın ardından ...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/span&gt;R tuşuna basın ve kurtarma konsolunu çalıştırın. Size hangi windows yüklemesinde oturum açmak istediğinizi soracak. Eğer Harddiskinizde 1 tane işletim sistemi yüklüyse görünüm aşağıdakine benzer olacaktır. Bu durumda 1 e basın.Eğer 1 den fazla işletim sistemi yüklüyse kurtarmak istediğiniz windows yüklemesini seçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1 : C:\WINDOWS&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kurulum esnasında administrator sifresi girmişseniz sırada o şifreyi soracaktır. Şifrenizi yazıp entera basınca kurtarma konsolu kullanıma hazır hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi can alıcı nokta buraya yazmanız gereken komutlar&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;FIXBOOT&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; İşletim sistemi boot ayarını değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;FDISK /MBR&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Disk üzerindeki Master Boot Record'u tekrardan yazar. Açılırken kilitlenen bir Windows var ise bu MBR okunamadığından dolayı olabilir. Bu yüzden ilk olarak FDISK /MBR denenir. Ancak FAT'i bozuk bi diskde tüm bilgilerin gitmesine de sebep olabilir. Kullanırken dikkat. Reçeti dışında ve doktorunuza danışmadan kullanmayın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CHKDSK&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; Harddsikteki bozuk kümeleri işaretler. böylece windows bozuk kesimlere dosya atmaz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BOOTCFG&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-&lt;/span&gt; kurtarma konsolu komutlarını göster ve düzenle ve boot.ini yi yeniden oluştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-301037736290296340?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/301037736290296340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/sorunlu-bilgisayar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/301037736290296340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/301037736290296340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/sorunlu-bilgisayar.html' title='Sorunlu Bilgisayar'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-6917614659297016974</id><published>2009-06-29T04:48:00.000-07:00</published><updated>2009-06-29T05:01:38.548-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span&gt;Böyle bir durumda &lt;/span&gt;Google Site Yöneticisi Araçları'ndan zararlı içerik inceleme talebinde bulunabilirsiniz. Zararlı içeriği tespit edip kaldırdıktan sonra, izlemenizi önerdiğim  yol: &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1 -&lt;/span&gt; Google hesabınızla Araçlar'a giriş yapın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2 - &lt;/span&gt;Kontrol panelinden sitenizi seçin.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3 -&lt;/span&gt; Genel Bakış sayfasındaki İnceleme talebinde bulunun'u tıklayın ve sonrasında anlatılan adımları uygulayın. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Siteniz kısa zamanda incelenir ve zararlı içeriğin ortadan kalktığına emin olunduğu takdirde, arama sonuçlarındaki uyarı da kaldırılır. Daha detaylı bilgi için Web Yöneticileri Yardım merkezimizdeki ilgili yazıya göz atabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="http://www.google.com.tr/support/webmasters/bin/answer.py?answer=45432" target="_blank"&gt;http://www.google.com.tr/&lt;wbr&gt;support/webmasters/bin/answer.&lt;wbr&gt;py?answer=45432&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-6917614659297016974?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/6917614659297016974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/bu-site-bilgisayarnza-zarar-verebilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6917614659297016974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/6917614659297016974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/bu-site-bilgisayarnza-zarar-verebilir.html' title='Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-3414862203907465842</id><published>2009-06-28T17:53:00.000-07:00</published><updated>2009-06-28T18:00:05.514-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Volkswagen vs Nissan</title><content type='html'>Görsellik konusunda artık sınır tanımayan insanlar her dalda kendini göstermeye devam ediyor.Geçenlerde rastladığım iki harika tasarım biri volkswagen biri nissan ikiside çok özenle hazırlanmış bi görsellik abidesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Volkswagen sitesi&lt;/span&gt; temel olarak galeri tarzında parça modülleri ile süslenmiş online bi gerçeğe yakımsı galeriyi andırmakta sitenin içeriğine girdiğinizde kalitenin ve görselliğin en üst düzeylerde olacağını göreceksiniz.&lt;br /&gt;Peki ya nissan&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nissan sitesinde&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;araba inceleme bölümü o kadar güzel hazırlanmışki ister istemez kendinizi içinde buluyorsunuz kullanıcıya nasıl bi web sitesi gezdirilir temelinden yola çıkılmış gibi her bi menüye tıkladığınızda acaba buradan ne çıkacak diyorsunuz tabi bunun yanında modellerini en iyi şekilde sergilemeninde en yüksek boyutta olduğu bi site.&lt;br /&gt;Daha fazla uzatmadan siteleri sizde inceleyip görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Volkswagen için :&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.volkswagen.pt/tiguan/"&gt;http://www.volkswagen.pt/tiguan/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nissan için :&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.nissan.co.uk/"&gt;http://www.nissan.co.uk/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-3414862203907465842?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/3414862203907465842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/volkswagen-vs-nissan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3414862203907465842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/3414862203907465842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/volkswagen-vs-nissan.html' title='Volkswagen vs Nissan'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-7659133157843706655</id><published>2009-06-28T17:35:00.000-07:00</published><updated>2009-06-28T17:59:10.384-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ruhun Gıdası'/><title type='text'>Leman Sam - Sen Aşkımdan Vazgeçme</title><content type='html'>Lise yıllarında şıpsevdi olarak aşık olupta evine geldiğinde duygusal olarak kendini şarkıya verenlerin zamanında dinlediği favori parçalardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a7cc53a43f347543" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da7cc53a43f347543%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1CF29C06A0FF6D7407FDE66590BA84FEB3782020.60F06B501A59EF48CA078488CB8241F30738B8CF%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da7cc53a43f347543%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dp4D_ggdN9Uu4YNJ5EueMjyNlHcM&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt2.googlevideo.com/videoplayback?id%3Da7cc53a43f347543%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330193808%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1CF29C06A0FF6D7407FDE66590BA84FEB3782020.60F06B501A59EF48CA078488CB8241F30738B8CF%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Da7cc53a43f347543%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dp4D_ggdN9Uu4YNJ5EueMjyNlHcM&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ve o taneler ... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Taşırım ben hasretin yükünü Acılarım koynumda sır gibi Açarım baharda çiçek gibi Dolarım içine gün gibi Yeterki sen üzülme kendine dert etme Varsın uzasın yollar sen aşkımdan vaz geçme Yeterki sen üzülme kendine dert etme Seni bir ömür beklerim sen aşkımdan vaz geçme Karışır hüzünlenirim sen aldırma Susar dinlerim yanarım ben aşkınla Karışır hüzünlenirim sen aldırma İçimde taşırım sesini hala&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-7659133157843706655?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=a7cc53a43f347543&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/7659133157843706655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/leman-sam-sen-askmdan-vazgecme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7659133157843706655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/7659133157843706655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/leman-sam-sen-askmdan-vazgecme.html' title='Leman Sam - Sen Aşkımdan Vazgeçme'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-830152565221083</id><published>2009-06-28T17:12:00.000-07:00</published><updated>2009-06-28T17:19:08.214-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Web'/><title type='text'>Bu Sayfanın Çevirisi Yap</title><content type='html'>Webmaster'ların son zamanlarda sıkıntı çektikleri bi konu olarak piyasada dolaşmaktadır.Sorunun boyutu Türkçe olan bi sitenizi google ingilizce olarak görüyor ve sizin siteniz aramalarda geri sıralara düşerek hit kaybına yol açıyor.Bunun için bir kaç çözüm var ama hepsi garanti değildir denemekte fayda var bunlar ;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Öncelikle sayfalarınızdaki metaların kontrolü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span&gt;!DOCTYPE html PUBLIC "-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN" "http://www.w3.org/&lt;b&gt;TR&lt;/b&gt;/xhtml1/&lt;wbr&gt;DTD/xhtml1-transitional.dtd"&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=windows-1254"&gt;&lt;br /&gt;meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=iso-8859-9"&gt;&lt;br /&gt;meta http-equiv="Content-Language" content="tr"&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;em&gt;&lt;em&gt;Kodlarını kontrol edin.Daha sonra Google site yönetici araçları sayfasından sitenizi ekleyip doğrulama yaptıkdan sonra &lt;b&gt;"Ayarlar"&lt;/b&gt; kısmından &lt;b&gt;"Cografi Hedef"&lt;/b&gt; kısmını sitenize uygun şekilde seçiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat etmeniz gereken noktalardan biride bu soruna sebep olan nedenlerin başında yabancı içerikli sitelerden link almak geliyor. Bunuda göz önünde bulundurmanız gerekmektedir.&lt;br /&gt;Bu sorunlardan sonra siteniz eski haline döndükten sonra&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Web sayfanızın çevrilmesini istemiyorsanız : &lt;/strong&gt; HTML dosyanıza aşağıdaki meta etiketini eklemeniz yeterlidir:&lt;br /&gt;meta name="google" value="notranslate"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sadece bir kısmının çevirlmesini istiyorsanız : &lt;/b&gt;HTML elemanına yalnızca "class=notranslate" eklemeniz yeterlidir. Örneğin:Bize &lt;span class="notranslate"&gt;&lt;a rel="nofollow" href="mailto:satis@example.com" target="_blank"&gt;satis@&lt;wbr&gt;example.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; adresinden e-posta gönderin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının orjinal adresi : &lt;a href="http://www.google.com/support/forum/p/web+search/thread?tid=0d7b33ae05610f57&amp;amp;hl=tr"&gt;http://www.google.com/support/forum/p/web+search/thread?tid=0d7b33ae05610f57&amp;amp;hl=tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-830152565221083?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/830152565221083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/bu-sayfann-cevirisi-yap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/830152565221083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/830152565221083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/bu-sayfann-cevirisi-yap.html' title='Bu Sayfanın Çevirisi Yap'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-259045966843235167.post-1402525556658811334</id><published>2009-06-28T17:05:00.000-07:00</published><updated>2009-06-28T17:11:50.060-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sorun ve Çözümler'/><title type='text'>Firefox Çöktü Habercisi</title><content type='html'>Genelde çok insanın başına gelmeyen ama gelenlerinde çaresiz kaldığı bi sorun &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"firefox çöktü habercisi"&lt;/span&gt;, google araması yaparken,yasaklı sitelere girmeye çalışırken vs gibi nedenlerden dolayı çıkması an meselesi olan berbat bi hata.&lt;br /&gt;Genel olarak internet kullanıcıların çözüm olarak firefox tamamen bilgisayardan kaldırması ve yeniden kurması tavsiye edilen ve genelde çözülemeyen sorun,bu sorunu peki nasıl çözebilirsiniz ?&lt;br /&gt;Bunun cevabı aslında basit ama her zaman tutuyor mu onu bilemeyecem ama genelde tutuyor.İlk yapmanız gereken öncelikle bilgisayarınızda yasaklı sitelere girmek için kullandığınız tüm programları bilgisayarınızdan kaldırmak daha sonra ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;( can alıcı nokta ) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bilgisayarım - Yerel Disk (C) - Windows - System32 - Drivers - etc&lt;/span&gt; buraya kadar geldikden sonra klasörün içinde bulunan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;hosts&lt;/span&gt; dosyasının ismini &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;hosts2&lt;/span&gt; yapınız. Daha sonra göreceksinizki hem tüm yasaklı sitelere girebiliyorsunuz hemde çöktü olayı ortadan kalkmış olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/259045966843235167-1402525556658811334?l=serdarasr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://serdarasr.blogspot.com/feeds/1402525556658811334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/firefox-coktu-habercisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1402525556658811334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/259045966843235167/posts/default/1402525556658811334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://serdarasr.blogspot.com/2009/06/firefox-coktu-habercisi.html' title='Firefox Çöktü Habercisi'/><author><name>cicicocuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14657847673904259370</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
